Fethullah Gülen'in sanata bakışı nasıldır?

Fethullah Gülen’in “Ölçü veya Yoldaki Işıklar” adlı kitabında yer alan sanatla ilgili bazı düşünceleri şöyle: “Sanat, terakkinin ruhu ve duyguları inkişaf ettiren yolların en önemlilerindendir. Bu yolu kullanma fırsatını kaçıran bahtsız istidâtlar, bütün bir hayat boyu, tıpkı meflûç insanlar gibi, bir yanları hep ölü olarak yaşarlar.”

“Sanat, gizli hazineleri keşfedip açan sihirli bir anahtar gibidir. Onunla açılan kapıların arkasında fikirler sûret urbası giyer; hayaller de âdeta cisimleşir.”


“Beşer hissiyatını muhafaza ile her lâhza o hissiyata hedeflerin en yükseklerini gösterip, hassas ruhları derinlikten derinliğe sevkeden âmillerin başında sanat gelir. Sanat olmasaydı, insanın müdahale ve ihtırâ dünyasında hâlihazırdaki mevcut güzelliklerin hiçbirini göremeyecektik. Ve o âtesîn sanatkâr ruhlar da, bütün tasarı, plân ve tasavvurlarıyla toprağa gömülüp gideceklerdi...”

“İnsanoğlunun iç derinliklerini tasvir eden en birinci levha sanattır. Evet, sanat sayesindedir ki, en derin duygu ve düşünceler, en çarpıcı tespitler, en içli arzular, bir plâğa kaydediliyor gibi kaydedilmiş ve âdeta ölümsüzleştirilmişlerdir.”

“Demiri altından, bakırı bronzdan daha kıymetli yapan sanattır. Evet, sanat sayesinde en kıymetsiz madenler, altın, gümüş ve elmastan daha kıymetli hâle gelirler.”

Herkesin kendi düşüncesini sanatına yansıtması gerektiğini düşünen Gülen şöyle devam eder:

“Sanatı maalesef bazıları, hemen Mikelanjelo gibi eline bir çekiç alıp, bir tane heykel dikmek şeklinde anlıyor. Bu da yobazlığın diğer bir çeşidi. Çünkü Mikelanjelo kendi düşüncesini resmediyordu. Herkes kendi düşüncesini resmetmeli. Taklitçi olmamalı. Ben başka bir şeye inanırken, bir başka şeyin şiirini yazmamalıyım, bir başka şeyin nesrini döktürmemeliyim, bir başka şeyin resmini yapmamalıyım.

İslam’ın sanat telakkisi; varlığı olduğu gibi görüp, resmetmeyi büyük ölçüde tecrid düşüncesi içerisinde, Kur’an’ın bize gösterdiği yolda ele alır. Tecrid, soyutlama İslam sanatlarının çok belli başlı hususiyetlerindendir. Çünkü temelde inandığımız şeyler, biraz o düşünceyle irtibatlıdır.” (Ufuk Turu)

Bilhassa günümüz toplumlarında musikînin çok yaygınlaştığına dikkat çeken Fethullah Gülen, “toplumun içinde sürüklenip gittiği bu saha”nın başıboş bırakılmaması gerektiğine dikkat çeker. Ona göre, mesaj yüklü, manâ yüklü, hisleriyle, düşünceleriyle insanı zenginleştiren, insanı yüce hedeflere götüren, ona kemalât yollarını gösteren ve bu yollarda ona şevk verecek eserler meydana getirilip, bunların bestelenmesinin lüzumu üzerinde durur. Gülen, şöyle der: “Dinlediğiniz bir eser, sizde Kur’ân okuma, Kur’ân dinleme iştiyakını coşturuyor, Allah’a karşı vuslat arzusunu köpürtüyor.. sizi Emrah gibi bağrı yanık hâle getirip secdeye zorluyor, millî, dinî değerlerinize karşı alâkalarınızı kanatlandırıyor.. size kendi romantizminizi fısıldıyor, bunları yaparken de, müstehcenliğe, bâtılı tasvire vs. kapalı kalınabiliyorsa.. evet, işte bu eser gayet güzeldir. Bünyesinde gıybeti barındıran, fuhşu tasvir eden, şehevanî hisleri tahrik eden, insanın yeis yani ümitsizlik duygularını kabartan eserlere gelince, onların caiz olduğunu, olabileceğini söylemek mümkün değildir.” (Fasıldan Fasıla 3, 175–76)

Türk musikîsinin geleceği konusunda ümitli olan Fethullah Gülen, bu ümitlerini ve nasıl bir musikî hayal ettiğini de şu sözleriyle ifade eder:

Biz, ruhumuza üns üfleyecek musikî istiyoruz. Bizi tefekkürün zirvelerine çıkaracak, ulvî duygularla dolup taşmamızı sağlayacak ve bizi kendimizden geçirecek, geçirip öteler ötesiyle konsantrasyonumuzu temin ve tesis edecek musikî istiyoruz. Ve yine biz, ahlâk, edep, terbiye ve disipline kaynak teşkil edecek tertemiz, dupduru, his ve duygularımızla şahlanışımızı sembolleştiren ve bize gönlümüzün sesini dinleten bir musikî istiyoruz. (Fasıldan Fasıla 2, 235)

Ayrıca Fethullah Gülen değişik röportajlarında şunları dile getirmiştir;

“Müzik dinler misiniz?” Evet, ben bir ölçüde böyle çocukluk dönemimde 16 yaşına kadar sayıyorum çocukluk dönemimi, Erzurum’da kaldığım sıralarda bir kısım tasavvufçu kimselerle temasım vardı. Tasavvuf musikisi bizim hususla klasik musiki tekkede doğmuştur, zaviyede doğmuştur. O yönüyle de ilahiler gibi, gazeller gibi şeyler beni klasik musikiye çekti. Mesela Itrî’yi sevdim dinledim. Mesela Dede Efendi’yi sevdim dinledim. Hatta böyle bir büyük veliye saygı duyar gibi Hacı Arif Bey’i sevdim, saygı duydum. Günümüze doğru gelirken Ahmet Özhan’ı da böyle severek dinledim.

Bir de Batı Müziği, Batı klasikleriyle ilgili bir ilginiz oldu mu? Alaka duymuş, bazılarına hayranlık duymuşumdur. Başkası da sordu mesela, ‘Mozart’ı tahlil edebilir misiniz?’ dediler. Tahlil denemez, belki yaptığı bazı şeyler esasında. Sonra onun yarım bıraktığı Beethoven’in tamamlamasını belki düşünebiliriz. O yönüyle Batı Klasik musikisinin konçertoları, senfonileri, daha dolgun, daha ciddi, daha vakur, daha zengin olur. Fakat öyle bir yorumlama meselesi söz konusu olamaz. Ama her dâhiye hayranlık duyduğum gibi Allah onları da bir sesle yaratmış, hayranlık duyarım. (Ertuğrul Özkök-Hurriyet)
Bale?

Evet. “Balede de olmak lazım diyorum” dedi ve bir şey daha ilave etti. “Bizim değerlerimizin de, kültürümüzün de, sanatımızın da renginin, boyasının olduğu sanatlar üzerine eğilmek lazım” dedi. “Hayatın her alanında olmak lazım tabii” dedi. Zaten baleyi söyledikten sonra, sinemayı, tiyatroyu hayli hayli söylemiş oluyor Hocaefendi. (Hüseyin Gülerce, Gazete Habertürk’ten Kutlu Esendemir)

Öğrencileri Fethullah Gülen’in Türk sanat müziğinin hemen hemen bütün makamlarını bildiğini ifade etmektedir. Yine Gülen’in Cem Karaca, Barış Manço, Ahmet Özhan gibi sanatçılara gösterdiği yakınlık onun müziğe bakışını gösteren en güzel örnektir. Cem Karaca, Gülen’e gönderdiği bir mektupta kendisinden nasıl feyz aldığını samimi ifadelerle dile getirmektedir.

Add comment


Security code


Refresh

back to top

BU GÜNLER DE GEÇECEK

ÇATLAYAN RÜYA

ÇARPITILAN BEDDUA!

ŞAHİT OL YA RAB...

Mefkure Yolculuğu