İman ve Ateizm - Genç Adam

Başbakan'dan Gülen'e iftira ve yargısız infaz

Başbakan Tayyip Erdoğan, ayakkabı kutularındaki milyon dolarlar, yatak odalarından çıkan para sayma makineleri, Sabah ve atv için oluşturulan haraç havuzu, Urla’daki villalar ve ‘Alo Fatih’ etiketiyle ünlenen medyaya baskı suçlamalarına cevap vermedi. Onun yerine Hizmet Hareketi’ne iftira atarak yargısız infazda bulundu.

Başbakan Tayyip Erdoğan, dün partisinin grup toplantısında Hizmet Hareketi’ne yönelik ağır hakaretlerini sürdürürken kendi içinde çelişkilerle dolu bir konuşma yaptı. Sözlerinin büyük bölümü, adeta bir başbakanın değil muhalefet liderinin konuşması gibiydi. Bir süredir Fethullah Gülen Hocaefendi’ye ait illegal ses kayıtlarını diline doladı. Ardından yolsuzluk dosyalarında yer alan yasal dinlemelerden şikâyet etti. Başta Sabah olmak üzere hükümete yakın medya organlarının her gün yalanlanan kara propaganda ürünü haberlerine rağmen, “Bu saldırıda kara propaganda kullanılıyor.” diye yakındı. Yasal dinlemelerdeki yolsuzluk iddialarına hiç cevap vermezken bu tapelerin varlığından şikâyet etti. İşte Erdoğan’ın zaman zaman iftiraya varan çelişkileri:

İnternete sansürün sebebi yolsuzluk tapeleri: Bir yandan, “Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın. Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz.” diyen Erdoğan, bir yandan da internete sansür yasasını yeni ses kayıtlarının düşmemesi için hazırladıklarını itiraf etti. “İnternet yasası işte bu. Paralel yapıyı, bu dinlemeleri, izlemeleri, ortam dinlemelerini, bütün bunları çökertmeye yöneliktir. Bir ses kaydının, görüntü kaydının engellenmesi 5 gün alıyordu. Biz diyoruz ki; TİB, şikâyetleri anında değerlendirecek. Erişimi engelleyecek ve ardından mahkeme kararını bekleyecek.” ifadelerini kullandı. Ancak keyfî müdahalelerin nasıl engelleneceğine değinmedi. Ayrıca böyle bir yasayı neden eski CHP lideri Deniz Baykal ile MHP’li yöneticilerin kasetleri internete düştüğünde hazırlamadığının cevabını da vermedi.

Hizmet Hareketi’ne kaset iftirası: Başbakan, yolsuzluk dosyalarındaki ses kayıtlarını kamufle etmek için ısrarla 2011 seçimleri öncesinde internete sızdırılan Baykal ve MHP kasetlerini gündeme getiriyor. Dün de hiçbir somut delil göstermeden bu kasetlerin arkasında ‘paralel yapı’nın bulunduğunu öne sürdü. “CHP’nin gizli görüntü kayıtları ile nasıl şekillendiğini, Sayın Baykal’ın nasıl gönderildiğini tüm millet açık şekilde gördü. Bu oyunun arkasında da paralel yapı vardı, bunu bugün burada ben ilan ediyorum.” açıklamasını yaptı. Halbuki Baykal, defalarca aksi yönde açıklama yapmış, kumpasın arkasında hükümetin olduğunu söylemişti. Başbakan’ın elinde bu alçak komployu camianın yaptığına dair belge varsa suç duyurusunda bulunması gerekmiyor mu?

Mersin’deki dinleme muamması: Başbakan, bir başka dinleme iddiası daha ortaya atarak, “Mersin’de validen belediye başkanına, AK Parti il başkanlığından MHP ve CHP’ye bütün partiler dinlenmiş ve bunlar kaydedilmiş. Bunlar şantaj amacıyla kullanılmış.” dedi. Bugüne kadar kimlere, hangi şantajların yapıldığını, kimler aleyhine suç duyurusunda bulunulduğunu ise anlatmadı.  

TÜSİAD’ın kasetleri olduğunu nereden biliyor?: Bir yandan CHP’ye, MHP’ye ve TÜSİAD’a hakaretler etti, bir yandan da ‘paralel devlete karşı’ onlardan güç birliği yapmalarını istedi. “Hükümet gereğini yapıyor ve yapacak. Ama siz neden uzakta duruyorsunuz? Sizi kimin, neyle tehdit ettiğini açıklayın.” diye seslendi. TÜSİAD için, “Her meselede konuşan o malum işveren örgütü var ya, bu meselede ağzını bile açmadı. Niye? Çünkü onların da CD’leri ve kasetleri var ellerinde.” iddiasını dile getirdi. Bir süre önce TÜSİAD’ı vatana ihanetle suçlayan Erdoğan, bu kez işveren örgütünden yardım istemekten çekinmedi.

Yargıya ‘talimat’ itirafı: Erdoğan, dün Fethullah Gülen Hocaefendi’den ilk kez ‘örgüt lideri’ diye söz etti. ‘Paralel yapıya’ yönelik yargıda bir hazırlık yürütüldüğünü açıkladı. Suç duyurusunda bulunmak farklı, ‘yargıda bir hazırlık var’ demek farklı. Meydanlarda, ‘Soruşturmalarda gizlilik esastır’ diye bağıran Başbakan, yargıda bir hazırlık yürütüldüğünü nereden biliyor? Bu hazırlık nasıl ve kimler tarafından yürütülüyor? Yoksa siz mi organize ediyorsunuz? Kastedilen bu hazırlık, sahte deliller ve gizli tanıklar üretilmeye çalışıldığı iddiasıyla aynı şey mi? Bu arada Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, daha önceki gece paralel yapıyla ilgili soruşturma olmadığını açıklamıştı.

Başbakan’ın iftiraları 12 Eylül’e kadar uzandı: Erdoğan, Hizmet Hareketi’nin 40 yıldır devlete ‘amaçları için her yolu meşru kılan bir anlayışla’ sızdığını iddia etti. “Bu yapı şeffaf değil. Karşımızda sınırları belli olmayan, ilkeleri, gayeleri, yapılanmaları, finansmanları açık ve şeffaf olmayan bir yapı var.” ididasında bulundu. “Bu meselenin kökü 12 Eylül 1980 darbesindedir. Hazırlıkları öncesi ama darbeyle devam ediyor.” iddiası ise şaşkınlıkla karşılandı. Başbakan, daha sonra şimdiye kadar darbecilerin, ulusalcıların ve 28 Şubat zihniyetinin ortaya attığı argümanları bir bir sıraladı. Hocaefendi, 12 Eylül darbesinin ardından 6 yıl kaçak yaşamak zorunda kalmasına, 28 Şubat sürecinde de ülkeyi terk etmek zorunda kalmasına rağmen iftira atmaktan çekinmedi. Ayrıca 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını içeren 2010 anayasa değişikliği referandumuna en büyük desteği camianın verdiğini unuttu. Referandum zaferinin ardından ‘Okyanus ötesine’ selam gönderdiğini hatırlatmakta fayda var!

Sınır dışı edilen gazeteci konusunda üç maymunu oynadı: Erdoğan’ın gündeminde, attığı twitler yüzünden sınır dışı edilen Today’s Zaman muhabiri Mahir Zeynalov da vardı. “Basın Enformasyon Kurumu sizin basın kartınızı uzatır veya uzatmaz. Çalışma izninizi uzatır veya uzatmaz. Benimle ilgili twit atmış, benim bundan haberim bile yok.” sözlerini sarf etti. Oysa  4 Şubat tarihli İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Valiliği, İl Emniyet Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı, MİT Müsteşarlığı, EGM İstihbarat ve TEM Daire başkanlıklarına gönderilen belgede açık ifadelerle @MahirZeynalov isimli hesaptan atılan ‘tweetler’ sebebiyle sınır dışı edildiği yazısını kararttı. Üstelik Azeri gazeteci hakkında dava açtığı da daha önce basına yansıdı. Ayrıca, sosyal medyayı yakından takip ettiği, özel olarak ilgilendiği, bunun için hem parti, hem bakanlıklar bünyesinde Twitter ordusu kurulması talimatını verdiği halde, “İlgilenmiyorum” demesi şaşırtıcı. Ek olarak, Gezi olayları devam ederken Fas’tan Habertürk TV’yi arayıp alt yazıya müdahale edecek kadar boş vakti olduğunu da hatırlatalım.

İdarecilerin yolsuzluğu, üstü örtülmesi gereken kişisel bir zaaf mıdır?: Erdoğan, “Allah aşkına soruyorum; bir Müslüman, Müslüman kardeşinin zaafını araştırır daha da ileriye gidip bunları kaydeder, daha da ileriye gidip bunları şantaj olarak kullanabilir mi? Bir Müslüman, diğer bir Müslüman’ın mahremine girebilir, bunları kaydedip yayabilir mi?” sorularını yöneltti. Bunlarla hangi olayları kastettiğini net olarak ifade etmese de akıllara şu sorular geldi: “Zaaftan kastettiğiniz nedir? Bazı siyasilerin yolsuzluk ve rüşvet zaafı varsa bu görmezden mi gelinecek? Polis ve savcı suç iddialarına bir ‘Müslüman’ olarak mı bakacak yoksa ‘kanunen kendisine verilen görevin gereğini mi’ yapacak? Burası bir hukuk devleti değil mi?”

Sağlığını bile kara propaganda malzemesi yaptı: Başbakan’ın “Neler var neler? Yani ameliyatımızı bile gündem konusu yapıp ‘beddualarınız bile tutmadı’ diyor. Böyle şeyler olabilir mi ya? Bunlar olabilir mi? Ne çirkin yakıştırmalardır. Demek ki diyor ‘iyi Müslüman değilsiniz. Şu hale bak. Yani takdirler çok enteresan.” sözleri ise ‘bu kadar olmaz’ dedirtti. Başbakan, Aralık 2011’de ameliyat oldu. Eğer bedduadan kastedilen Hocaefendi’nin mülaaneye daveti ise onun tarihi Aralık 2013. İki olayı nasıl uç uca getirip, birbirine bağladı? ‘Beddua eden kim, ‘bedduanız tutmadı’ diyen kim anlaşılamadı. Herhalde  ‘prompter’dan ayrılıp irticalen konuşunca yine bulamaç yaptı.

 

Add comment


Security code


Refresh

back to top
  • EN SON EKLENENLER
  • EN ÇOK OKUNANLAR
  • SON YORUMLAR

ARAMA

BU GÜNLER DE GEÇECEK

ÇATLAYAN RÜYA

ÇARPITILAN BEDDUA!

ŞAHİT OL YA RAB...

Mefkure Yolculuğu