İman ve Ateizm - Genç Adam

İnsaf

Gizli dinsizler iman hizmetine mani olmak için her vasıtayı kullanır. Bazen zabıta kuvvetini istimal eder, etrafa korku salar, maddi baskılarla nurun intişarına set çekmeye çalışır. Bazen Kuran hamillerine iftiralar eder, umumun nazarından sukut ettirmenin yollarını arar. Gün olur ehli iman arasındaki ihtilafı körükler, birini alet yapıp öbürünü mağlup eder, sonra o aleti de kırar.

Bundan da netice alamazsa, bir kısım adamların ilmi enaniyetinden istifade eder, zira benlik hissi insanın en zayıf damarıdır, onu kullanarak olmadık şeyler yaptırmak mümkündür. O adam, güya ilmin haysiyeti namına, dine hizmet ediyorum vehmiyle, fedakâr Kuran hadimlerini çürütmenin yollarını arar. Tarih boyunca dalaletten neşet eden şer odakları bu usulleri her fırsatta tatbik etmiş, işin iç yüzünü bilmeyen avam üzerinde kısmen de olsa tesirli olmanın yollarını aramıştır.

Bazen de, halkın nazarında mevki edinmek isteyen, yayın organlarında adının geçmesini arzu eden, makam, mevki, şöhret gibi fani seraplara vasıl olmak ihtirasıyla çırpınan kimseler “adam yerine konmak” adına şerirlerin ellerinde birer silah haline gelebilirler. Bunun en kolay yolunu ise, aykırı fikirler ileri sürmekte, bugüne kadar söylenenlerin aksini söylemekte, dini konulardaki şaz yorumları gündeme taşımakta ve müminler nazarında haklı bir konumu bulunan muhterem zatların aleyhinde konuşmakta bulurlar. 

Keza, haset damarı da kullanılmaya uygundur. Olumsuz bir rekabet hissi hasedi, haset de gıybeti, iftirayı, tezvir ve tahkiri sonuç verir. Birilerinin itibar gördüğünü, umumun nazarında mevki edindiklerini gören ve bunu kıskanan bazı kimseleri birer şer aleti olarak kullanmak kabildir. Gizli dinsizlerin en çok istimal ettikleri silahlardan biri de bu haset elidir ki kardeşi kardeşe düşman eder. Oysa haset bir ateştir, önce sahibinin içini yakar, sonra da amellerini.   

İmana hizmeti hayatının gayesi edinen kimselere karşı menfi tavır takınmanın bir sebebi de siyasettir. Zira siyaset ihtilafa sebeptir. Kişi, kendi siyasi fikrine tabi olmayan bir kardeşini düşman görebilir. Hâlbuki aynı cephede yer alan adam bir münafık bile olsa onu sever ve sayar. Siyaset “bizden olmayan bizim düşmanımızıdır” ilkesinden yola çıkmaya elverişli bir alandır. Bilhassa ihtirasına yenik düşenlerde...

Nihayet, şer odaklarına alet olmanın mühim bir sebebi de hamakattır. Kişi meseleyi kavrayamaz. Yapılanlarla ilgili ilmi, fikri ve bilinci yetersizdir. Fayda veriyorum zannıyla zarar verir. Belki dinde sadıktır ama muhakemede idraki nakıstır. Konuyu bütün boyutlarıyla kavramakta yetersizdir. Körü körüne mümin kardeşine adavet eder, aleyhinde bulunur, çürütmek için elinden geleni yapar. Kişinin bu zayıf yönünü bilenler onu menfur maksatlarına alet etmekte pek ustadırlar.

Bazen bu sebeplerin birden fazlası bir araya gelir. Şeytanca hareket eden gizli dinsizler fırsatları kaçırmaz, kardeşi kardeşe kırdırırlar. Yıkıcı ellere alet olanların önemli konumlara getirilmesi, medya organlarında başköşelere oturtulması, sözlerinin hızla yayılması için imkânlar hazırlanması bir tesadüf değildir. 

Maalesef allame Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de bu nevi hücumlara hayatı boyunca maruz kalmış, vefatından sonra da müfterilerin zehirli dillerinden kurtulamamıştır. Hayatı savaş meydanlarında, memleket hapishanelerinde, sürgünlerde geçmiş olan bu fedakar Kuran hadimine her türlü eziyet reva görülmüştür. Ancak o muazzam bir şuurla sabır kuvvetine dayanmış, zındıklar tarafından bir alet olarak kullanılmak istenen ehli imanın saldırılarına aynen mukabele ederek zaman kaybetmemiş, şahsını tenkit edenlere aynıyla karşılık vermek yerine bütün gücünü ve zamanını imana hizmet misyonuna sarf etmiştir. Fakat bazen de, yeni cepheler açmak maksadıyla değil kendisi ve eserleri hakkındaki iftiraların tesiri altında kalarak nurdan mahrum kalmaları muhtemel kimseleri tenvir maksadıyla meselelerin mahiyetini açıklamıştır.

Güneş balçıkla sıvanmaz. Gündüz, göz yummakla gece olmaz, gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar. Nursi’nin hayatı meydandadır. Zerre kadar insafı bulunan görür ki bu hayat tamamen imana, Kuran’a, nura hizmetle geçmiştir. Kendisine yapılan akıl almaz zulümlere rağmen, imanından gelen bir salâbet ve şehametle vazifesine devam etmiştir. Zindanlar, sürgünler, tahkirler onu ve talebelerini yolundan alıkoyamamıştır.

Bugün dünyanın her yerinde Risaleler okunmakta, milyonlarca insan bu nur kaynağından istifade ederek halis birer mümin olmaktadır. Risaleler otuzun üzerinde dile tercüme edilmiş, her memleketin en büyük âlimleri tarafından takdirle karşılanmıştır. Memleketimizde de her ilim dalından bilginler, üniversite hocası profesörler, doçentler, doktorlar bu eserleri okuyor, ellerinden geldiği oranda intişarına çalışıyor. Bu Nurları üniversite talebeleri okuyor, doktorlar, mühendisler, biyologlar, sosyologlar, psikologlar okuyorlar. Her meslek erbabı meşguliyeti nispetinde bu Kuran nurlarından feyiz alıp manevi hayatlarını tanzim ediyor, ellerinden geldiği kadar da bu eserleri yaymaya çalışıyorlar.

Son zamanlarda bu saldırıların bir benzerine daha tanık olmaktayız. Diyalog meselesini bahane ederek gerek merhum Said Nursi Hazretlerine gerekse onun güzide talebelerine akla hayale gelmez argümanlarla hücum ediliyor.

Küfrü iman kabul eden bazı kimselerin hücumlarına aşinayız, eskiden beri ellerinden geleni yaptıklarını biliyoruz. Şimdi ise bazı resmi hocalar ve eserleriyle bir varlık gösterememiş sıradan yazarlar da bu saldırı korosuna katıldılar.

Yeni nesiller küfür ve isyan bombardımanına tutulurken parmaklarını kıpırdatmayanlar, Allah rızasını esas maksat yaparak imana hizmet edenleri tahkir için adeta aslan kesiliyorlar. Güya ilim namına, hakikat adına hayatı kutsi manalara hizmetle geçmiş insanlar hakkında eleştiri adı altında gıybetler ediyorlar. “Gıybet katil gibidir” hadisine masadak olan gıybet türü bu olsa gerek! Şeytan bu manzaraya bakıp muzaffer bir eda ile gülüyordur şimdi!

Bu nevi sözde eleştirileri duyan, dinleyen, işiten ya da okuyanlara hep şunu söyledim ve söylüyorum: Aklınızı kullanın. Haklarında ileri geri konuşulan zatların eserlerini okumadan karar vermeyin. Hizmetlerine bakın. Zira bir ağacın kıymeti ve mahiyeti meyvelerinden bellidir. Bugüne dek onlara kimler ne adına düşmanlık etmiş kendi gözlerinizle görün, inceleyin. Eleştiri adı altında tahkire meyledenlerin bu eylemleri kimin işine yarar, bir düşünün, sonra da kendi aklınızla, iradenizle karar verin.

 

HEADER

0Selin San2012-08-16 20:39#1
Değerli yazar Ömer Sevinçgül meseleyi çok güzel anlatmış. Eline, gönlüne sağlık. Bu yazıyı herkes okumalı.
Quote

Add comment


Security code


Refresh

back to top
  • EN SON EKLENENLER
  • EN ÇOK OKUNANLAR
  • SON YORUMLAR

ARAMA

BU GÜNLER DE GEÇECEK

ÇATLAYAN RÜYA

ÇARPITILAN BEDDUA!

ŞAHİT OL YA RAB...

Mefkure Yolculuğu