Hazreti Yusuf'un âhiret iştiyakı

Hazreti Yusuf'un âhiret iştiyakı

İbret verici hadiselerin en güzel şekilde nakledilişi ve kıssaların en güzeli manasına gelen "Ahsenü'l-kasas" tabiriyle anılan Yusuf Sûresi, Kur'ân'ın en tafsilatlı kıssası olarak Hazreti Yusuf'un (aleyhisselam) hayatından ibret-âmiz tablolar ihtiva eder.

Sûrenin sonuna doğru, kıssanın ahirinde Hazreti Yusuf'un şu duası zikredilir: "Ya Rabbî! Sen bana iktidar ve hâkimiyet verdin. Kutsal metinleri ve rüyaları yorumlama ilmini öğrettin.

Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da, âhirette de mevlam, yardımcım Sensin. Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı, dürüst insanlar arasına dâhil eyle!" (Yusuf, 12/101)

Bu ayet, onca sıkıntı ve meşakketten sonra Mısır'ın azizi olan, anne-babasına kavuşan ve kardeşleriyle buluşup barışan Hazreti Yusuf'un, en mesut ve bahtiyar olduğu bir anda gözlerini âhiretin yamaçlarına dikmesini ve ölümü istemesini nazara vermektedir.

Kuyuya atılırken, değersiz bir meta gibi satılırken, köle misal çalıştırılırken, ismetini muhafaza uğruna iftiraya uğrarken, ancak bir caniye reva görülebilecek şekilde zindana tıkılırken ve mazlumiyetinin yanı sıra sıla hasretiyle de kavrulurken... Onca musibet karşısında ölümü arzu etmeyen ve bu haliyle yalnızca risalet vazifesinden dolayı yaşadığını ortaya koyan Hazreti Yusuf (aleyhisselam), tam dünyevî imkânlara, ailesine, huzura, saadete ve feraha kavuştuğu bir dönemde Cenâb-ı Hak'tan vefatını dilemiştir.

Demek ki, kabrin arkasında o dünyevî saadetten daha cazibedar bir saadet vardır ve Hazreti Yusuf gibi hakikatbîn bir zat, o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde, gayet acı görünen mevti istemiştir, ta öteki saadete mazhar olsun. Kur'an-ı Hakîm, Yusuf kıssasının hatimesinde Yüce Peygamber'in bu talebine dikkat çekerek şu irşadda bulunmuştur: Kabrin arkası için çalışınız; hakikî saadet ve lezzet ondadır.

İşte, en hayırlı gencin mühim bir yanı da Güzeller Güzeli Yusuf Aleyhisselam gibi dünyanın en parlak ve en sürurlu hâletinde dahi gaflete düşmemesi, dünyevî güzelliklere meftun olmaması, şehevî arzulara yenilmemesi ve hep âhiretini kurtarma düşüncesiyle hareket etmesidir.

Habîb-i Edîb Efendimiz "Allah, gençliğini Hakk'a itaat yoluna bağlayan ve gayr-i meşru şehvet peşinde olmayan genci pek beğenir." buyurmuş ve bahtiyar bir gence bütün dünyevîlikleri unutturacak şu müjdeyi vermiştir: "Allah, kendini ibadete hasreden bir genci meleklerine gösterir; Kendisine has münezzehiyet ve mukaddesiyetiyle onunla iftihar eder ve ona şöyle der: Ey şehvetini Benim için bırakan genç! Ey gençliğini Bana adayan yiğit! Sen Benim nezdimde meleklerimin bazısı gibisin."

Şimdi, böyle mukaddes bir hitaba mazhar olmak için canlar verilse değmez mi?!.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu


Yenile

yukarı çık
  • EN SON EKLENENLER
  • EN ÇOK OKUNANLAR
  • SON YORUMLAR

HAKİKAT DAMLALARI

Hakikat Damlaları Kalp kör olduktan sonra, gözlerin görmesinde hiçbir fayda yoktur. Hakikat Damlaları

Hz. Ali (r.a.)

ARAMA

BU GÜNLER DE GEÇECEK

ÇATLAYAN RÜYA

ÇARPITILAN BEDDUA!

ŞAHİT OL YA RAB...

Mefkure Yolculuğu