İslam Dünyasında Hal Boşluğu

İslam Dünyasında Hal Boşluğu

Lafla hiç bir mesele halledilmez. Eğer halledilseydi, münafıkların baş döndürücü laflarıyla şimdiye kadar çözülmemiş bir problem kalmazdı. İslam dünyasında hal boşluğu var. İnananlar, inanmış insan tavrını aksettirmiyor. Zelzeleye maruz kalmış zemin gibi çok büyük çöküntüler var bu sahada.

“Ben müslümanım ama keyfimce yaşarım” anlayışı ile dindar olunamaz. Müslümanlık böyle laubalice bir hayat tarzını kaldırmaz. Din insanı şekillendirsin, bir kalıba soksun, onun hayatına çeki düzen versin diye gelmiştir yoksa insan dini keyfince şekillendirsin diye değil.

Cerbeze ile İlim Olmaz

1400 senedir yaşanmakta olan ve bugünlere kadar gelen bir din var. İnsan meşhur olacağım düşüncesi ve beklentisi ile kalkıp bu din ile oynamamalı. Orijinalite yapmak istiyorsa o kişi gitsin başka sahalarda yapsın o işi. Cerbeze ile ilim olmaz ki! 1400 senedir yasayan ve yaşanan bir dini cerbeze ile tahrip etmeye kalkmak bu dine yapılacak en büyük yanlışlıktır.

Dinî Hayat ve Ciddiyet

Çocuklar hayatımızın fotoğrafı gibidir. Öyleyse onlara ona göre poz vermek lazım. Nasıl olmalarını istiyorsak onlara öyle gözükmeliyiz. Mesela namaz, müslüman için vazgeçilmez, yeri başka hiçbir şeyle doldurulamaz bir ibadettir. Onun için çocukları namaza alıştırma şuur altı beslenme döneminde başlamalıdır. 4 yaşından itibaren namaz kılıyormuş gibi yatıp kalkmalı, tabiatlarının bir yanı haline getirilmeye başlanmalıdır. İlerleyen yaşlarda o “Namazsız olacağıma öleyim daha iyi!” diyecek hale gelmeli veya böyle düşününceye kadar telkine devam edilmelidir.

Yahudilere bakın, yaz-kış demeden çok küçük yaşlarda çocuklarını alıp her Cumartesi adeta merasime götürür gibi sinagoga götürüyorlar. Biz ise bunu ancak bayramdan bayrama yapıyoruz. Onlar dinî giyim-kuşam tarzlarından da hiç taviz vermiyorlar. Uçak yolculukları dahil caiz damgası olmayan yiyecekleri yemiyorlar. Kendi değerlerine olan ihlas ve samimiyetlerinden dolayı da Allah bu dünyada onları mükafatlandırıyor.

Bizde ise maalesef bu ölçüde bir ciddiyet yok. Oldukça zayıfız bu konularda. Bir ürkeklik, bir çekingenlik var. Halbuki dinimizi değişik surlarla tahkimat altına alıp korumamız gerekir. Farzlar, vacibler, sünnetler, müstehablar, menduplar bu hususta iç ve dış sur hükmündedir. Mecbur olmadıktan sonra katiyen taviz verilmemeli, dinî değerleri koruma ve yaşama konusunda çok ciddi ve kararlı olunmalıdır.

Burada Abdullah b. Mübarek’in bir sözünü hatırlatmak isterim; “Edepli davranmakta gevşeklik gösteren kimse sünnetlerden mahrumiyet ile cezalandırılır. Sünnetleri edada gevşeklik gösteren kimse bir gün gelir farzlardan mahrum bırakılır. Farzlarda gevşeklik gösteren kimsenin akıbeti ise marifetten mahrum kalmaktır.”

Bu akibete uğramamak için müslüman dini hayata hayat kılmakta ciddi ve kararlı olmalıdır. Kimse mensubu bulunduğu dinden dolayı utanmamalı. Seyahatlarda namaz kılmaktan, Kur’an okumaktan utanmamalı. Biz, biz olarak kaldığımız sürece başkalarının içinde bulunursak bir şey ifade edebiliriz. Aksi takdirde asimile olmuşuz demektir. Halbuki din bizim her şeyimizdir. Hem dünyamız hem de ukbamızdır. Hayatımız onunla denge kazanır, onunla şekil bulur. Hayat onunla doğru okunur. Bizi hayatla bütünleştirecek olan odur.

Salih Amellere Güvenmeme

Cennete girme doğrudan doğruya Allah’ın elinde olan bir şeydir. Hiçbir kimse amelleriyle cennete giremez; giremez çünkü cennete sadece Allah’ın fazlı ve rahmeti ile girilir. Kur’an’da va’d-i ilahi var, zerre miktar hayırlı amel yapan onun karşılığını alır. Evet, cehenneme girse bile görür onun karşılığını. Bu noktada zerre kadar dahi olsa imanın çok önemli yeri vardır. Zira onsuz cennete girme zordur. Yalnız onun salih amelle geliştirilmesi gerekir.

Bu arada bazen büyük gibi gördüğümüz ibadetlerin içine karıştırdığımız küçük şeyler onu büyük olmaktan çıkarır, hatta ahirette başımıza bela eder. Mesela, gayet sığ, gevşek, laubali şekilde namaz kılar; kılar ama yorgunluğuyla kalır. Hayır işlerinde kullanılsın diye maddi imkanlarını akıtır; akıtır ama gayesi başkalarının kendisi hakkında; “Bak ne cömert insan” demeleridir. Onlardan alkış ve takdir bekler. Halbuki bu insanın cehenneme giden yolunu kolaylaştırır.

Bu sebeple iman, duygu, düşünce, heyecan açısından sürekli canlı kalmaya bakmalıdır. Dini semadan yeni inmiş gibi, sahabenin içinde yeni yaşanıyormuş gibi, hep yepyeni bulma gayreti içinde olmalıdır. Hayallerini bile fısk u fücura kapalı tutabilenler hep böylesine yeni kalmasını becerebilenlerdir. Bunlardır Efendimiz’in (sallallahü aleyhi vesellem) huzurundaki insibağa mazhar olanlar. Bunlardır rüyalarında dahi olsa O’nun nazarına, teveccühüne muhatap olma arayışı içinde olanlar.

Günümüz müslümanların çok büyük bir avantajı var aslında, eğer değerlendirebilirlerse. Hiçbirimiz Efendimiz’i (sallallahü aleyhi vesellem) görmedik, Kur’an’ın gökten inişine şahid olmadık ama sanki görmüş, sanki şahid olmuş gibi inanıyoruz. İşte bu öylesine büyük bir avantajdır ki eğer iyi değerlendirilebilirsek İnsanlığın İftihar Tablosu’nun buyurduğu ahir zamanda dine sahip çıkacak “kardeşler” arasında olabiliriz. Müslümanlık adına gurbetin yaşandığı günümüzde bundan daha büyük müjde mi olur?

Teslimiyet ve Hürriyet

İlahi varidattan uzak, dini temellerden yoksun düşünceler insanı dünyeviliğe iter. Başına gelen hadiseleri değerlendirirken mesela inanç perspektifinden bakmıyor/bakamıyorsa “Şöyle olsaydı, böyle olmalıydı, neden böyle sonuçlandı...” der, kendini yer bitirir. Ama Allah’a iman, kadere teslimiyet, takdire inkıyat ile aynı hadiselere baksa elde edeceği netice farklı olur. Evet insan gerçek hürriyete kavuşmak istiyorsa O’na ve O’ndan gelen herşeye teslim olmalıdır. Teslimiyetten uzak ruhlar, ölü vücutlar gibidir. Cesetten farkı yoktur onların. Bu sebeple insan O’nunla irtibatını bir ney gibi sürekli seslendirebilmeli, inleyebilmelidir. Mülahazalarında hep O olmalı, hep O’nu düşünmeli, her işini O’nun rızası istikametinde yapmalı veya en azından o gayret içinde olmalıdır. Evet, insan az dahi olsa bu hakikata inansa, inanın ne burada ne de ötede kaybetmez.

Yorum ekle


Güvenlik kodu


Yenile

yukarı çık
  • EN SON EKLENENLER
  • EN ÇOK OKUNANLAR
  • SON YORUMLAR

HAKİKAT DAMLALARI

Hakikat Damlaları Allah'ın inâyetine en büyük davetiye o inâyete tam inanmaktır. Hakikat Damlaları

M. Fethullah Gülen

ARAMA

SIZINTILAR...

BU GÜNLER DE GEÇECEK

ÇATLAYAN RÜYA

ÇARPITILAN BEDDUA!

ŞAHİT OL YA RAB...

Mefkure Yolculuğu