Logo
Print this page
İslam Rönesansı için geri sayım

İslam Rönesansı için geri sayım

İslamiyetin dünyayı şereflendirmesiyle birlikte, insanlığın yaşadığı fetret döneminin ardından ebediyete kadar insanlığın huzuru için gerekli olan temel esaslar da bizlere nasip edilmiş oldu. Bu esaslar rehberimiz Efendimiz (sas) ile birlikte bizlere sunulmuş ve bunun ardında ise bizlerin üzerine düşen vazifeler net bir şekilde belirtilmiştir.

Asr-ı Saadet döneminden Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar dünyayı aydınlatan İslami temel esaslar, bu zamandan sonra artık işin ehli olmayan kişilerce yorumlanmaya ve bununla amel edilmeye çalışılmasıyla Avrupa’nın bizlerden aldığı medeniyet kriterleri kendini göstermeye başlamış ve dünya yönetimi yeni bir boyut kazanmıştır. Avrupa’da baş gösteren yenilenme çabaları ile kiliseye olan aşırı bağlılık yerini ilme olan heyecana bırakmış, uyuma modunda olan Avrupa insanının her daim yeni hareketlerle -şu an haddi aşıp bir nevi materyalist zihniyete kaysa da- üretime yönelmesine vesile olmuş, tahrif olan dini boyuttan daha serbest bir din anlayışıyla dünya sahnesine hızlı bir çıkış yapmıştır. Avrupa’nın uyanıp İslam aleminin uyutulduğu bu asırlarda artık dünyaya hoşgörülü yönetim anlayışını sunan Müslümanların pasifize edilme çabaları da başarılı olmuştur. Bugün ezik bir psikoloji ile hayatını sürdüren İslam aleminin uyanış çabaları da; tefrikalarla, cahilliklerle, geri kalmışlıklarla durdurulmaktadır. Artık bir reforma ihtiyaç duyan İslam aleminin yapması gerekenler, büyük birikime sahip olmasından dolayı pratiğe geçirmesinde zaman kaybetmemesi lazım olan unsurlardır. İslami Rönesans için en başta ele alınması gereken temel unsur gençliktir.


İslami coğrafyaya göz atıldığında gençliğin, çeşitli yollarla baskı altında tutulup, gerçeği görmemesi ve bu yolda çalışmaması için çeşitli şekillerde gözlerinin boyandığı gözlenmektedir. İslam gençliği; Yemen’de uyuşturucuyla, İran’da “Batılılığa dönüşme” hevesiyle, Irak’ta yok edilme tehlikesiyle, Suudi Arabistan’da tarihinden, kökünden habersiz yaşantıyla ve sair pek çok tehditle engellenmeye çalışılıyor. Bunun tersi olarak da Orta Asya ve Kafkasya’da İslam gençliği eğitim ve ilimle donatılıyor ve gelecek adına büyük ümitler vaad ediyor. Terslikler içinde yüzen bu alem, yenilenmeye muhtaç fakat bunun da birleşmeyle olması bazı tarafların işine gelmemekte. Bir bütün halinde sorunlara çözüm bulmak yönünde yapılan organizasyonların sayısı bir elin parmağını geçmemektedir. Gerek tarihsel, gerek dış tahrikler sonucu devam eden ayrılıkların İslam alemine zararı her geçen gün artıyor. Bölge, mezhep, dil, tarih, ırk ayrımıyla görülen zararlar çok uzakta değil, yakın tarihimizde yer alıyor. Millet olarak atalet içerisinde bulunmamız da bunda çok önemli bir yer kapsıyor. Hayatımız herhangi bir yenileşme çabası içinde olmamak, üretileni yiyip uyumaya devam etmekle sürüyor… Bir hareket, bir ilerleme çabası olsa bile çok seslilik arasında kaybolup gidiyor. Önemli olan bu çok sesliliği doğru yöne kaydırıp, ortak bir paydada toplamak ve reforma ihtiyacı olan bu coğrafyanın ihtiyaçlarına cevap vermektir. Bunda da en önemli topluluğu gençler oluşturuyor. Gençlik ne tarafa kaydırılırsa bundan sonraki asır o yolda ilerleyecektir. Tanzimat dönemini ele alırsak; o zamanki gençliğin yönlendirildiği yolun bu zamana büyük oranda etki etmekte ve sonuçta milli ve dini benliğinden habersiz bir gençliğin yetişmekte olduğunu göreceğiz. Bugün Batılılaşma hevesinde olan İran gençliğinin de bir asır sonraki halinin, basık bir yayın aniden fırlaması gibi, kendini şaşırmış bir insan vaziyetinde olacağı aşikar bir durumdur. Çünkü burada artık kendi dinamiklerinden güç alıp hareket etmek durumu yok, aksine kendine zıt olan bir medeniyetin ilmi-tekniği hariç, bozulmuş hayatını örnek alıp ona benzemek hevesiyle yaşamak arzusu var.


Asırlarca İslamiyet’in bayraktarlığını yapan Türk milletinin üzerinde bulunduğu durum, bütün İslam ülkelerinin üzerinde bulunduğu durumun hepsine eşit. Yani gençliğimiz tamamen provokasyonlara, fuhşiyata, asiliğe, başıbozukluğa girmedi. Fakat bundan on veya onbeş sene sonrası için vahim durumlar teşkil edecek vaziyetler mevcut. “Boyalı basın terörü” adını verdiğimiz çirkef kanallarının bozuk Batı hayatını güzel gösterip bunları heveslendirecek şekilde empoze etmesiyle gençliğimiz artık kendi milli ve dini hasletlerinden utanır hale gelmektedir. Terörizm; artık silahla, bombayla tesir etmemektedir… Bundan daha etkili olan psikolojik terör seçeneği: “boyalı basın terörü”, çatışmalarla yıkılamayacak bir milleti manen öldürmektedir. Her an her yerde göze çarpacak şekilde etrafa dağılan bu illet, her bakışta maneviyatı bir kez daha yaralamakta. Sesli, yazılı ve görüntülü her türlü yayına girmeyi hedef edinen bu terörizm, her geçen gün kurbanlarının sayısını artırmakta veya diyelim ki: kendi ideolojileri doğrultusunda taraftarlarının sayısını artırmaktadır.


Bizlere düşen vazife; ayaklarımız üzerinde durmamızı ve ilim-teknikte gelişmemizi sağlayacak bir manada İslami Rönesans için gençliğimizi tekrar kazanmamızdır. Henüz tamamen kaybedilen bir gençlik yok fakat durumların gidişatıyla yakın gelecekte büyük tehlikeler arz edecek meselelerin önünü tıkamak en büyük tedbirdir. Arka plandakilerin kendi ideolojileri doğrultusunda dinden, maneviyattan uzaklaştırdığı gençlik kendine gelebilirse veya bizlerin çabasıyla bazı şeylerin farkına varabilirse İslamiyet’te yenileşme adına büyük atılımların yapacağı ümidindeyiz. Dünyaya asırlarca adaletle hükmeden bir dinin mensubu olarak bu yolda yapılması gereken her türlü yenileşmeye açık olmamız hem bizim hem de gelecekteki İslam dünyası için önem arz etmekte. Bu yolda elden geleni değil elden gelenin fazlasını yapmamız ve yaşanan sıkıntılı olaylar karşısında ümidimizi kaybetmememiz gerekiyor. Ne kadar fazla çalışırsak kendi değerlerimiz yolunda o kadar mesafe almış olacağız. Batı Rönesansına örnek teşkil eden İslam dünyasının ilerlemişliği, bugünkü Batı medeniyetini doğurdu. Batı medeniyetinin ilerlemişliği de İslam Rönesansını doğuracak. Bunu Lutherlerin, Calvenlerin yönlendireceğini düşünüp atalete devam etmek yanlış bir hareket olur. El birliğiyle herkesin kendinden bir parça katacağı örnek bir yenileşme olacak. Kendimiz için nasıl çalışıyorsak bu hareket için de o denli çalışmamız gerekecek.
Ülke genelinde takip edilen sesli, yazılı ve görüntülü yayınların takip edilme oranlarına göz atıldığında maalesef düşük kalitede, insanlara yaramayan, içeriği hiç de hoş olmayan yayınların izlenme oranlarının yükselişte olduğu görülecektir. Bu da ülke insanımızın ne denli uyutulmaya çalışıldığı ve bu yolda başarılı oldukları hakkında ispatlayıcı bir unsur olarak karşımızda durmaktadır. Öncelikle insanlara zarar veren bu türlü yayınların imhası bizler için yolumuzda yükselişe vesile olacak başka bir unsurdur. İnsanların daha kültürel, daha sosyal ve manevi olarak aklı ve kalbi doyuracak yayınlara yönelmesi mesafemizi kısaltacaktır.


İslami Rönesans yolunda, gençliğin, toplumun, yayınların etkisi ve bunlara yapılacak müdahalelerin seviyesi bizlerin göz önünde tutacağı ana konular olma hassasiyetini korumalıdır. Bunların dışında dinin her geçen gün karartılmaya çalışılan aydınlık imajı, diğer ülkelerle olan sosyal ve ekonomik ilişkilerin durumu, tarihimizin karartılmaya çalışılan aydınlık yüzünün gerçek haliyle yansıtılma durumu, devleştirdiklerimiz ve cüceleştirdiklerimizin etkileri, topraklarımız üzerinde yaşayan aynı dine mensup olduğumuz insanların etnik kökeni ve daha pek çok konu yenileşme yolunda önem arz eden hususlardır. Bunların tek tek ele alınarak ortak sonuca bağlanması ve ortak hareket için zaman kaybedilmemesi gerekmektedir. Asırlarca bu dinin bayraktarlığını yapan bu milletin bunları da başarması sürpriz olmayacak bir durumdur.

© 2015