Logo
Print this page
Bediüzzaman ve 'Cemaat' niye hedefte?

Bediüzzaman ve 'Cemaat' niye hedefte?

İmralı'daki Öcalan-BDP heyeti görüşmesinde en dikkat çekici hususlardan biri, Öcalan'ın Hz. Bediüzzaman için Ermeni köken imasında bulunması ve "Cemaat" veya "Camia"nın ABD'den idare edildiği iddiasıydı.

Belli ki, karşımızda ikinci bir Doğu Perinçek var. Perinçek için "fabrikatör" tabirini kullanan Mehmet Eymür, MİT müsteşar yardımcılığı yapmış Hiram Abas'tan naklen "fabrikatör"ün vazifesini şöyle açıklar: "Devlet içerisinde, orduda, MİT'te, Polis'te, Özel Harp'te düşünce ve faaliyetleriyle organizatörü (adına çalıştığı yabancı devleti) zor duruma düşürecek unsurları çeşitli yöntemlerle tasfiye etmek. Türkiye'de istikrarsızlığı pompalayan faaliyetleri devam ettirerek, ülkenin güçlenip, organizatörün emellerinin dışında bağımsız ve millî bir politika izlemesini önlemek." (Analiz, s. 130) Kendisi hakkında bir MİT müsteşar yardımcısının değerlendirmesi böyle olan, fakat cephe aldığı kişileri hep ABD ajanı olmakla suçlayan Perinçek gibi Öcalan'ın da baştan beri gizli servislerle münasebeti defalarca yazılıp söylenmiştir.

Meselâ, Avni Özgürel'in "MİT'te ofis-boyken görmüştüm" dediği Öcalan-MİT münasebeti konusunda hem de bizzat Öcalan'a dayanarak en fazla yazan, Fehmi Koru olmuştur. Sadece bir örnek: "PKK'nın ilk döneminde etkileri görülen 'Pilot Necati' ve (Öcalan'ın) eşi Kesire'nin babası Ali Yıldırım'ın MİT irtibatları konusunda konuşan yine Abdullah Öcalan olmuştu." (Yeni Şafak, 23.10.2003) Uğur Mumcu da öldürülmeden önceki son yazısında ABD/İsrail-PKK münasebetini ele alıyor ve yazısını şöyle bağlıyordu: "Kürtler, sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa, ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD anti-emperyalist savaş yapıyorlar da, dünya, bu savaşın farkında mı değil?" Şimdi bu konumdaki biri kalkıyor, "Cemaat"i bizzat kendisinin bağlantılı bulunduğu ülke veya servislere çalışmakla suçluyor. Yine, Stalinist ve ırkçı karakteri en belirgin özelliğini oluşturan bir terör örgütünün başı, ırkçılık yaparak, zamanında devlet tarafından Kürt olmakla gözden düşürülmeye çalışılmış Hz. Bediüzzaman için de Ermenilik imasında bulunuyor.

Bunlar ciddiye alınmalı mı? Hem de çok ciddiye alınmalı. Çünkü, bizzat PKK da biliyor ki, PKK'nın asıl zeminini kurutma, yani "Kürt meselesi"nin temelden çözümü adına Güneydoğu'da ve Doğu'da en etkili çalışmayı "Cemaat" yapıyor. Yakından müşahede ettiğim bu gerçeği bölgedeki pek çok belediye başkanının dile getirdiğini de biliyorum. Bundandır ki, "Cemaat"in eğitim ve kardeşlik faaliyetlerinin yanı sıra bölgeye Batı'dan bazı hamiyetli işadamlarının kurmaya başladığı "gönül köprüleri"nin "Kürt meselesi"ni ve dolayısıyla PKK'yı besleyen bazı iç ve dış çevreleri ne kadar rahatsız ettiğini de içeride ve dışarıda bazı yayınlarda okumuştum. Yine, Murat Karayılan'ın "Cemaat" düşmanlığını ve bunun sebebini, bizzat kendi ağzından "Cemaat"in bölgedeki faaliyetleriyle ilgili sorulan soruya verdiği cevapta okumuştuk: "Varsayalım PKK bitirildi. O zaman ne olur bölge biliyor musunuz, gericiliğin merkezi olur Güneydoğu." (Milliyet: 8.5.2009) Demek ki PKK, Güneydoğu'yu ve Kürtleri "gericiliğe" karşı koruma gibi bir misyona da sahip.

Öcalan'ın Hz. Bediüzzaman'ı ve "Cemaat"i hedefe koymasının bir diğer sebebi, Bülent Keneş Bey'e göre "İmralı" veya "Çözüm Süreci" sonrasına yönelik. Kanaatimce bundan daha önemli bir diğer sebebi de şu: Bu süreç başarılı olmazsa, bütün suç "Cemaat"e yüklenecek, "Cemaat" günah keçisi yapılacak. Dolayısıyla, Öcalan veya onu kullananlar, sürece cephe alması için "Cemaat"i kışkırtıyorlar.

© 2015