Kanlı Arenada İslam İmajı -Londra'da Terör

Kanlı Arenada İslam İmajı -Londra'da Terör

SORU: Londra’da meydana gelen hadiseler bir kere daha Müslümanların en azından bazı kimseler nazarında maznun durumuna düşürdü. Hem İslam’ın imajına bir gölge düşürmesi açısından hem de dünyada ki dengeler açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben hiçbir zaman bu hadiselerin hiçbirine şuurlu, sistemli Müslüman bir organizasyon tarafından planlanmış ve yapılmış hadiseler nazarı ile bakmadım.

Hatta bazılarının isimleri Müslüman olsa bile bunlar dıştan bu şer şebekeleri, belli servisler, dünyada belli satranç oyunu oynayan insanlar tarafından, kiralanmış katiller, figür edilmiş insanlar, ilaç içirilmiş iradeleri ellerinden alınmış, düşünceleri felç edilmiş robotlaştırılmış insanlar tarafından yapıldı, nazari ile baktım. Hep böyle baktım hiçbir zaman bir hadise zuhur ettiğinde evvela ve bizzat ben İslam dünyasına bir suçlu arama lüzumunu hissetmedim. Bir kere temelde İslam, İslami esaslar ulu orta bu tür şeyleri yapmaya müsaade etmez. Bütün Müslümanlar bilirler ki, az bir bilgisi olan bile bilir ki insanlar tek başına ve bir grup halinde hürriyetleri ellerinden gitse, ülkeleri işgal edilse bile bunlar kendi başlarına harp ilan edemezler, savaş ilan edemezler, seferberlik ilan edemezler. Bunlar ülke çapında bütün milletin organizasyonlarıyla gerçekleştirilir. Bu türlü yollara girilmez. Bu açıdan bir Müslüman mantığı ile hiçbir zaman telif etmedim. Belki bazı sözlerden meselenin ıtlakı, sorgulanabilirliği yani terörist Müslüman olamaz, Müslüman terörist olamaz. Mutlak zikir kemaline matuftur. Mutlak manada Müslüman dediğimiz zamanda, Müslümanlığın akliyatına mantıki yatına açık olan bir insanın bu işi yapması mümkün değildir.

Yapan insanın orda bir gediği vardır. Bunu teyit eden efendimiz (s.a.v) mervi sözler geçende zina ile serika ile alakalı okuduğumuz şeylerde şürbi hamirle okuduğumuz şeylerde buna delalet ediyor buyuruyor ki, “zina eden mümin olduğu sürece zina etmez,” ne demektir? Mümin zina etmez ve bunun manasını nedir? Zina eden mümin değildir. En azından o esnada değildir ve kelamcılar bu meseleyi nesrifi’nin akli deşreklerine bakın burada değişik yorumlar getirirler, imanı muvakkaten çıkar, tepesinde durur bu zina işi geçtikten sonra tövbe edince tekrar içine girer. Bunlar gerçi tekellüflü yorumlar ama fakat bir insan Allaha inanması gerektiği şekilde inandı yani mutlak zikir kamalına matuf dedik ya kâmil manada bir insan Allaha inanmışsa yaptığı o şeylerin hesabını Allaha vereceğine inanmışsa haşra neşre inanmışsa, cennete cehenneme inanmışsa bu duygular onun için hükmettiği sürece o cinayeti irtikap etmez. İşte bu manada terörist teröristlilik yaptığı esnada Mümin değildir. Ve bir mümin halis manada kâmil manada mümin olduğu sürece terörizme girmez ve terörizmle hiçbir yere varılamaz. O açıdan belki her dine inanan insanlar arasında bu türlü kimseler çıkabilir, fakat sözümüz geçerlidir. Bir mümin halis manada kâmil manada mümin olduğu sürece terörizme girmez. Benim kanaatim bu yani, ben hep bu mülahazayla baktım. Dolayısıyla ne fizanda ne iranda ne de turanda yapılan şeylerde hiçbir zaman şuurlu Müslümanların organizasyonuyla böyle bir şey yapılacağına inanmadım. Onların mevhum o figüranlarının da elan hayatta olduklarına inanmıyorum. Onlar bazı isimlerden bahsediyorlar var mı yok mu bilmiyorum ben. Onun namına birisi internetlere bilgi düşebilir, işte “ben falanların canına okudum şimdi sizin canınıza okumaya geliyorum” falan diyebilir. “O kuleleri yıktığım gibi şimdi bilmem nereyi, hangi keaşeninizi sizin başınıza yıkacak sizi yerle bir edeceğim” diyebilir. Belli değil yani bir tanesi diyebilir. Eee birilerinin de paranoyaya ihtiyacı varsa, bir toplumu o mevzuda korkutma ihtiyacını duyuyorlarsa yaptıkları mesavi mazur göstermenin, hafif göstermenin, yumuşak göstermenin ve kendilerini zalim göstermemenin yolu bir yönüyle toplumda böyle bir hava oluşturmalı. Bir paranoyaya ihtiyaçları var ve bunu her zaman kullandılar. Yer yer tazeliyorlar bunu.  Işınların rengini değişiyor mavi, pembe, turuncu, yeşil filan bir sürü şey var, birer mana ifade ediyorlar trafik lambaları gibi, bunlar yer yer yakılıyor bir kere daha insanlardaki o vehim paranoya gâvurcası bunun, o vehim tetikleniyor bir kere daha, insanlar bir kere daha korkuyor, bir kere daha yürekleri ağızlarına geliyor, yahu, sahi, hakikaten dendiği gibi, yani öyle yapmak lazım.

Nasıl yapmak lazım? Terörün ülkemizden içeriye girmesine meydan vermemeli. Eşiği atlamasına imkân vermeli. Onları kendi yuvalarından astırmalı. Yani bir kısım bir insaf sayyat almalı, salmalı onları dünyanın dört bir yanına terörü kendi yuvalarında bastırmalı. Bu adamlarda hakikaten güzel bir şey oluyor falan derler yani. Her itibar kaybı yaşandığı zaman dünyadaki bütün zalim kavimler, zalim milletler hususi ile Müslümanlığa karşı belli bir tavırları olan belli bir mülahazaları olan insanlar hep aynı silahları kullanmışlardır. Buda meselenin ikinci yanı, ben bu mülahazalara dayanarak arkadaşlarıma dedim ki “siz meseleleri internet sitelerine düşen şekliyle okuyor değerlendiriyorsunuz. Gazetelere düşen şekliyle okuyup değerlendiriyorsunuz. Yazılan şeylerin birde aksinin olduğu meselesi neden mülahazaya almıyorsunuz. Neden onların yalan olabileceğine ihtimal vermiyorsunuz.” Adamların düşünce dünyalarında, akide hayatlarında yalan diye bir mefhum yok ki, yalan günahtır, yalan bir lafz-ı kâfirdir, yalan söyleyen insan bir yalan sıfatıyla ittisal etmiştir. Yok, öyle bir hesapları adamların, çok rahtlıkla söylerler, başkalarını aldatmak, kendi hesabına bazı şeyleri değerlendirmek için yalan söylerler bağışlayın yani. Biz yalan söylerler derken başkasının yalanını anlatırken böyle bir cemaatin huzurunda icap duyarız ve çok defa özür dilerim kusura bakmayın yani yalan gibi çirkin bir lafı ağzıma aldım derim. Bu İslam’ın bize verdiği terbiyenin, İslam’dan kaynaklanan kültürün gereğidir. Mahkemelerde bile yalancı şahitlere yalancı şahit dememişizdir biz. Sayın hâkimler bunlar hilaf-i vaki beyanda bulunuyor demişizdir. Çünkü genel terbiyemiz bu ağzı kullanmaya müsait değildir. Ama illalem bu yalanın daniskasını bağışlayın. Bağışlayın diyoruz bakın insiyakidir bu, düşünerek taşınarak değil terbiyenizin gereği. Dolayısıyla yaparlar ama biz o türlü şeylere de ihtimal vermeliyiz. Acaba bu doğrumuydu? Bu adamların karakterinden her şey beklenir. Bu mevzuda biz doğru yorumlayamıyoruz.  

Meselelere doğru bakamıyoruz. Belki bizde Müslümanların hakkında iddia edilen o şeylerin yanında oluyoruz. Hiç unutmam ben bir yerde bir feca-i ve feza-i yaşandığı zaman büyük elçilik yapmış bir zat, hemen çıktı bir saat sonra, iki saat sonra dedi ki “bu meseleyi falan yapmıştır” dedi. İsmini de yanlış telaffuz etti. Meseleye bir yönüyle öyle baktım. Şimdi ikinci yönü, esas onun içinde olan husus hep arz ediyoruz âcizane Müslümanlığın imajı, tertemiz imajı kirletilmiştir yani. Bu bizim elimizde değil. Kirletilmeye de devam ediyor. O dırahşan çevreye zift atılmıştır. Çamur at izi kalır falan. Şimdi öyle bir çamur atıldı onun izi kaldı. Ve yine Türkçemizde enfes bir laf vardır. Hadis gibi bir laftır. “Bir şeyin şüyu vukuundan beterdir.” İyi ve kötü neyse yani bir tanesine deseler ki falan öyle cömertmiş ki elinde ne var böyle saçıp savuruyor, yayılır filan. Sonra derler yahu sen hatemi taimisin nesin filan deler. Bir tanesi öyle cesur öyle şecaatli bir insan ki bir ordunun karşısına çıktığı zaman gözünü kırpmadan atını mahmuzlar yürür onların üzerine filan hemen bu şüyu bulur. Ve bundan daha fazla şüyu bulan bir şey varsa bir insan hakkında yapılan bir iftira bir isnattır. Haziran fırtınasında biz onu yaşadık biliyorsunuz. Dost el anda yani yakınlığını koruyan bir insan var. Ona da sordular “nasıl görüyorsunuz bu meseleyi işte, falan için böyle dendi, medya işin üzerine böyle gitti böyle yorumladılar.” “Entellektüel çevre içinde itibar kaybına uğradı” dedi. Bu aslında o işe inanmanın, o komploya inanmanın ifadesidir. Şunun için arz ettim ben, İslam hakkında bu türlü şeyler söylendi. Hatta mesele Yusuf kardavi ona isnat edilen bir şey oldu. Demiş ki sözde Filistin de Filistinliler işte İsrail mezalimine karşı, toprakların işgal edilmesi karşı canlı bombalar oluyorlar.

Arabalara bomba yüklüyorlar, gidiyorlar masum insanların içine giriyorlar, orada patlatıyorlar teröre hadiselerine giriyorlar. Demiş ola ki kardavi; “onlarında başka kullanacak silahları yok.” Çok üzüldüm. Çünkü dünyada bilinen simalardan birisidir. Böyle bir şeyi Nablusi söylese, Sait Ramazan Buti söylese böyle bir şeyi Turabi gibi Kardavi gibi kimseler söylese bunlar İslam dünyasında km. taşları gibi insanlardır. Dediğim gibi sıradan insanlar değil önemli simalardır. Bunlardan biri bir şey söyleyince İslam adına söylenmiş gibi olur bu söz ve dolayısıyla İslam yara alır. Ondan böyle bir şey olduğunu duyunca sineme zıpkın saplandı adeta. Bu nasıl cevaz verilir? İslam’ın hangi kuralına bağlanıyor. Yüreğiniz varsa, gücünüz yetiyorsa şayet, seferberlik ilan edersiniz. Filistinliler silahlanırlar efendim 66 da 67 de yaptıkları gibi yürürler İsraillin üzerine yürürler, alacağız derler alırlar, topraklarını istirdat ederler. İşgal edilmiş. Türk toplumunun bir dönemde yedi cepheden işgal edilmesine karşı her yerde seferberlik ilanı yapıldığı gibi milletçe seferberlik ilan edilir. Yiğitçe ya Allah sana verir, ya ona verir her suvatı abah dersin yürürsün, ya ölürsün ya da kalırsın veya diğer bir lafımız daha vardı. “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” öyle gidersin. “Ya sadareti tutarım veya kabre giderim” diyor Hz üstadda fütursuzca. Şimdi yolu budur bu meselenin. Sen bunu yapmayacaksın bir, bir diğer taraftan da meselenin içinde ilay-ı kelimetullah mülahazası olmayacak. Ben Allahın yüce adını buralar da bu iklimde yükselteyim anlatayım Allah’ı sevdireyim ve onun rızasına ulaşayım ve onun rızası olmayacak mesele hep hınca bağlı yürütülecek. Ne mülahaza olacak eski Amerikalılarla israiloğullarının mücadelesi şeklinde gerçekleşecek. Şimdi bir mücadele orada Amerikalı ve İsrail mücadelesi ise şayet onda Allah rızası yoktur. Ben Müslüman’ım o Filistin de ölen Müslümanların ölümleri benim içime saplanıyor yine zıpkın gibi diyeyim fakat siz meseleyi bir tarafa muhakeme içinde ele aldığınız zaman karşı taraf mücadelesini atalarından tevarüs etti din adına veriyor. Orada bir Muhammedi ruh olsaydı (s.a.v), bir Ömeri ruh olsaydı, orası bize Hz Ömer’in armağanıdır. İkinci derecede yavuz cennet mekânın armağanıdır bize. Ve hâkim oldukları dönemde orada sulh ve sükûn temin etmişler. Haçlılar gelip meseleyi karıştırdıkları dönem istisna edilecek olursa, Hz Ömer efendimiz huzura kavuşmuştur. Selahattin’de huzura kavuşmuştur. Yavuz cennet mekân huzura kavuşmuştur. Şimdi sen orada bir mücadele veriyorsun ki, Amerikalı ve İsrail mücadelesi şeklinde cereyan ediyor. Dinden uzaklık diz boyu zaten orada, neyin mücadelesini veriyorsun sen? Şimdi böyle bir mücadelede siz başka mücadele yolları yok bunların, eee ne yapalım canlı bombalar falan derseniz bir taraftan hem kel hem fodul olur yani. Ve ben çok müteessir olmuştum bundan dolayı. Şimdi zannedilmesin ki orada o problem devam etsin, bir sürü insan ölüyor. Onlara göz yumalım biz kale almayalım, hayır estağfurullah yani estağfurullah her ölenle beraber seyrederken ölüyorum ben fakat mücadele şekli mantıki değil.

Allahın rızasına uygun değil. Dünyada devletlerarası mücadele sistemine de uymuyor benzemiyor bir şeye, ya doğru dürüst ölün hepiniz şehit olun ahirete gidin ve yahut böyle parça parça kendi içinizde kavga ederek hamas ayrı fetih bilmem ayrı fedayan ayrı böyle parçalanmış birbirini yiyen insanlar, bunlarla hiçbir yere varılamayacağı muhakkaktır.  Şimdi bunlar İslam’ın imajını kirletmişlerdir. Bu dırakşan çevreye çamur atmışlardır. Afganistan’da aynı şey olmuştur. Okullar açılırken yeni isim tasvir etmeyeceğim rahmetlik oldu bizim arkadaşımız. Bana aynen anlattı buraya geldiğinde ben dedi “okul açalım” dedim yani Kandahar da mı dedi bilmem nerde okul açalım dedim “siz maddi yardım yapın okulu biz açalım ne okulu açıyorsunuz? Siz kendi ülkeniz de problemlerinizi giderin, size biraz asker verelim gidin orada bizim yaptığımız gibi Taliban’ın yaptığı gibi yapın.” Bir köy idaresi ölçüsünde bile olmayan bu mantıkla, bu felsefe ile devlet idare edilmez. Dünyayı hiç bilmiyorlar demektir. Bakan söylüyor bunu, şimdi bu mantıkla, İslam müdafaa edilmez. Bu mantıkla İslam’ın adı kirletilir,  çehresi kirletilir. O zaman ne oluyor? Bize düşen bir kere başta bu insanların kanaatini değiştirme cehdi ve gayreti ortaya koymalıyız. Tam oluyor mu olmuyor mu bilemem ben, şu hoş görü ve diyalog vesilesi içinde kısmen buna yakın şeylerin olduğunu söyleyebilirim bu insanlara kendimizi anlatıyoruz. Bazı yerlerde gördüğünüz şeyler İslam’ın özünü temsil eden insanların işi değildir. Hislerine yenik düşmüş, mağlup düşmüş, öfkeyle, kinle, nefretle oturup kalkan insanların tavırları ve davranışları bunlar.

Müslümanlık budur, Müslümanlık böyle olması lazım.  Herkese kucak açma herkesi kucaklayabileceğimizi ortaya koyma, sinemizde herkesin yeri olduğunu ifade etme, yeniden Müslümanlığı hakkıyla temsil eden insanların var olduğunu bütün insanlığa duyurmak lazım. Amerika’ya da, Avrupa ya da uzak doğuya da duyurmak lazım çinede duyurmak lazım buda birden bire olmaz yani senelerden beri, ister bir kısım kilise teşkilatlına ister oryantalistlere Müslümanlığın aleyhinde yazdık çizdikleri zihinleri, düşünceleri kirlettikleri öyle korkunç şeyler olmuş ki birden bire olmaz hemen silemezsiniz, temizleyemezsiniz zamana vabeste bu. Uzun zaman bu insanların içinde kalacaksınız zaten bütün kabiliyetlerinizle siz İslam’ım güzelliklerini birden bin neşrede teşhir ediyor gibi isterseniz insanlar hazmedemezler onu zamane vabestedir onu hazmedemezler. Uzun zaman onu gidermeye bakacaksınız çünkü bir taraftan siz anlatırken diğer taraftan da onların uzun zaman sizi dinlemelerine fırsat vereceksiniz. Evet, şimdi böyle diyorlar ama azcık güçlenince ne diyeceklerine bakalım bir dinleyelim yani. Sizi bir on sene nabzınızı tutacaklar. Kalbiniz nasıl atıyor? Nabzınız nasıl atıyor? On sene sonra bir daha nabzınızı tutacaklar bakacaklar aynı. On sene sonra bir daha nabzınızı tutacaklar, bakacaklar aynı. On sene, yirmi sene, otuz sene sizi test edecekler. İşte o zaman siz hep durduğunuz yerde duruyor aynı televvülle eğer onlara değişik şeyler ifade ediyorsanız inandırıcı olursunuz. Yoksa şartlara göre, kojektöre göre bugün böyle yarın başka türlü imkânları ele geçirdiklerinde zaman ne yapacakları belli mi filan bunların, bu mülahazaları taşıyorlarsa inandıramazsınız onları. Siz anlatacaksınız onların sizi dinlemelerine imkân vereceksiniz. Sizi görmelerine, sizi test etmelerine, imkân vereceksiniz. Evlerinize gelecekler, mabetlerinize gelecekler, müesseselerinize girecekler ve bütün buralarda size bakacaklar, size temaşa edecekler, sizi test edecekler. Ancak o zaman inanırlar. Bu sizin vazifeniz, onlarında hakkı olumsuz bir imajı gidermeyi düşünüyorsanız onun yolu bu. Yoksa birden bire böyle asr- saadet güzelliğini getirip insanların önüne koysanız hemen inanamazlar. Onun devam ve temadisine bakarlar. Güzellik güzelliktir fakat tek buğutlu bir şeydir. O güzelliğin çok buğutlu olması meselesi onun temadisine bağlıdır. Temadisi ona daha derince bir güzellik kazandırır. Ve esas inandırıcı olan da odur. Onun için sizin arkadaşlarınıza okulları açtığınız yerlerde diyorlar ki el âlem gammazlayınca, Türkiye de ki sizin dostlarınız elli defa sizi gammazladılar. Gammazlamanın her çeşidini kullandılar. Yani mesela “bunlar Bin ladinin kopyasıdır” falan dediler. Mesela dediler ki “bunlar çok radikaldir.” Fırsat ellerline geçtiği zaman sizi önden de değil böyle zor kesilen ensenizden kesecekler. Bu diaoloğun meyveleri misalinde olduğu gibi kadın söylüyor aynen dinledik sizde dinlemişsinizdir. “Giderken dostlarım geldi dediler ki aman gitmeyin sizi keserler” görmeye vabeste, bir görecekler bir daha görecekler bir daha görecekler şimdi kendi ülkendeki insan seni dünden bu güne tanıyor ben bir karınca öldürmediğimi elli defa söyledim.

Hakikaten öldürmemişimdir bir karınca, hatta yanımda birisi bana eziyet ediyor diye karıncayı elleriyle süpürdü hiç aklımdan gitmiyor seneler geçti. Nasıl kıydı o canlılara? Şimdi yüreği bu mülahazaya kilitliyse bir insanın, kimseye kıyamaz böyle bir insan. Ben sizin hissiyatınıza tercüman oluyorum, burada kendimi anlatmıyorum. Gerçek mümin hissiyatına tercüman oluyorum ve yine burada şahidi var bir arkadaşımız su içmeye gidiyormuş kampta, bir yılan bu gösteri yapmak için tutmuş kuyruğundan silkmiş belini koparmış. Ben bir ay mı iki ay mı konuşmadım o arkadaşla. Ne hakkın var onun yaşama imkânlarının önüne geçiyorsun? Hayvan su içmeye gidiyordu. Seni sokmaya gelmiyor ki, katiyense sana doğru geldiğine, ağzını açtı sana doğru bir kobra gibi geliyorsa o zaman mesele müdafaa meselesine girer, nefis müdafaası olur. Öldürürsen o zamanda gazi olursun. Kaldı ki ben öyle bir durumda bile kaçarım daha iyi, ne diyorsun sen? Eko sistem içinde bir yeri var onun, niye öldüreceksin? Öldürmeye cevaz verilmiştir. Öldürmeye sevap bağlanmamıştır. Şimdi sizin tabiatınız buysa şayet, hala insanlar sizde bir şeyler vehmediyorlarsa bence sabırla beklemek lazım, aktif bekleyiş içinde. Bir taraftan nesiniz siz? Ruh dünyanız sergileyeceksiniz. Showroomlar var yani meşherlere showroom diyolar gâvurcası öyleymiş onun. Karakterinizi, ruh yapınızı, hissiyatınızı, iç dünyanızı showroom da teşhir ediyor gibi edeceksiniz âlem gelecek, girecek, görecek, gezecek, bakacak bu diyecek, tamam. Siz fark edemezsiniz bunu onlar bir işaret koyarlar onun üzerine. Daha sonra bir daha gelir her şey yerinde duruyor mu? Aynı şeyi ifade ediyor mu? Desen aynı mı şiva aynı mı bakar, bir daha bakar. Siz yine farkında değilsinizdir, bir daha bakar ve işte o arkadaşlar öyle dediler “ya siz ne gammazlıyorsunuz. Biz on senedir bu arkadaşları dinliyoruz. Açık-kapalı dinliyoruz bu insanları kontrol ediyoruz. Eğitimlerine bakıyoruz, hayat tarzlarına bakıyoruz, üsluplarına bakıyoruz. Bunlarda ne bir şeyin propagandasını yapma var nede bir dayatma var. Bu düşleri yok zaten” dediler işte bu inandırıcı oldu.

Bu arkadaşların orada uzun zaman kalmasına vesile oldu. Şimdi siz kocaman bir dünyaya açılıyorsunuz kendinizi anlatacaksınız ve onlara dini değerlerinizi sizin, esas Evrensel İslami değerleri anlatmadan evvel zannediyorum güven vadeciliğinizi anlatmanız lazım. Bununda zamana ihtiyacı var, zamana vabeste. Ne zaman böyle inandırıcı olursunuz, efendimiz (s.a.v) gibi “evet sadıktır” diyecekler onlar. “Evet, emindir bu insanlar” diyecekler. ”Evet, masumdur bu insanlar günaha karşı tavırları vardır. Evet, dengeli iş yapıyorlar dünyada konjektörü hesaba katarak, fetanetlidir bunlar” diyorlar. Eğer bir şey anlatıyorlarsa tavırlarıyla anlatıyorlar. Bu tavırlar güzelse başkasına sirayet edecektir, dolayısıyla onu da bir şey diyemeyiz.  Olumsuz bir imaj oluşmuş fakat onu giderme zaman vabestedir. Ciddi bir takvime bağlamak lazım. O takvim içinde mütealaya, mülahazaya aldığımız şeyler, çok iyi tanzim edilmeli ve birer birer olumsuz şeylerin izale edilmesine bakılmalı, giderilmesine bakılmalı. Tabi bu arada, biz aynı zamanda  kendi kendimizi de, düşünce dünyamızı, inancımızı ifade etmiş olacağız. Ne kazanırsak kar sayılacaktır ama bana göre en önemli mesele İslam hakkında o olumsuz imajın giderilmesidir.

12.07.2005 tarihli Bamteli Sohbetinin yazıya dökülmüş şeklidir. © 2006 Nurforum.org (yedi_beyza)

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu


Yenile

yukarı çık
  • EN SON EKLENENLER
  • EN ÇOK OKUNANLAR
  • SON YORUMLAR

ARAMA

BU GÜNLER DE GEÇECEK

ÇATLAYAN RÜYA

ÇARPITILAN BEDDUA!

ŞAHİT OL YA RAB...

Mefkure Yolculuğu