Hizmet dünyada, ücret ukbada

Genc Adam

EZAN - DİYALOĞUN MEYVESİ

OSMANLI VE ECDADA SAYGI

SEVGİ DİLİNİ HAYAL EDİN

MUHTEŞEM YÜZYIL'A TEPKİ

A+ R A-
30 Ara

Hizmet dünyada, ücret ukbada

Oy ver
(0 oy)

Maddî-manevî füyûzât hislerinden fedakarlıkta bulunan bir hizmet kervanı, yaşadığı hayat boyunca, dünya zevki namına bir şey bilmeyen bir kervandır.

Başkalarını mesut etme uğruna kendi haz ve lezzetlerinden fedakârlıkta bulunan böyle bir kervanın yolcuları, elbette hizmette önde, ücrette geride bulunacaklardır. Nefislerin buna razı olmaması ise bazı arızalardan kaynaklanmaktadır. Bu arızaları şöyle sıralayabiliriz:

Birincisi, fikir ve tefekkür hayatında sık sık bir ameliyyat-ı cerrahiye görülmemesi.

 


İkincisi, râbıta-i mevtin yani ölümü hatırlamanın az yapılması.

Üçüncüsü, doğruyu temsil, doğruyu anlatma ve doğruya davet işinin ihmal edilmesi. İnanan sineler, kendi aralarında devamlı surette emr-i bi'l-ma'ruf ve nehyi ani'l-münker düşüncesini yaşamalı ve yaşatmalıdırlar. Dünyanın fena ve zevaline, ahiretin ise beka ve devamına inanmış olunsa bile bu vazife yine de ihmal edilmemelidir. Çünkü nefs-i emmare, insanı aldatır. Fani ve zail şeyleri, baki şeyler yerine koyup ahireti unutturur. O, devamlı surette dünyayı nazara vererek, insana hizmette geride ücrette ileride olma duygu ve düşüncesini aşılar.

Hizmette geri ücrette ileride olmak, münafıkların düşüncesidir. Kur'an-ı Ke-rim bu düşünceyi, "Öyle insanlar vardır ki Allah'a, sırf bir hesaba binaen, imanla küf-

rün arasında bir yerde ibadet eder. Şayet umduğu faydayı elde ederse onunla huzur bulup sevinir, eğer bir sıkıntı ve imtihana maruz kalırsa yan çizer, giderler." (Hac, 22/11) ayet-i kerimesiyle bir münafık vasfı olarak dile getirmektedir. Başka bir ayet-i kerimede müşriklerle savaşma emri geldiğinde münafıkların, ölüm sekeratına giren kimsenin bakışı gibi boş gözlerle Allah Resulü'ne baktıkları, korkup geri durdukları anlatılmaktadır. (Bkz. Muhammed, 47/20) Kur'an-ı Kerim'de bu mealde pek çok ayet-i kerime vardır. Bu ayetlerin hepsi, hizmette geride ücrette önde olmayı bir münafık vasfı olarak zikretmektedir.

Bu sebeple bir mümin, böylesi bir münafık vasfından fersah fersah uzak durmalıdır. Eğer inanmış bir sine, ücrette önde olmayı düşünüyorsa bilmelidir ki, kendisi münafıklarla aynı çizgide bulunuyor. Şunu da bilmek gerekir ki, Allah'ın rızasının tahsil edildiği bir yerde ücretten bahsetmek çok abestir. Varsın o, arzu edenlerin olsun!

Ben Bunun İçin Müslüman Olmadım!

Hizmette önde, ücrette geride olma düşüncesini zirve noktada Ashab-ı Kiram'ın yaşadığını görüyoruz. Adını bilme şerefiyle şereflenemediğimiz bir sahabi, Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna gelerek Müslüman olur. Ardından bir savaşa iştirak eder. Ganimet taksimi yapılırken, o sahabinin gözleri dolar ve ganimet almayı bir nifak alameti sayarak Allah Resulü'ne şunları söyler: "Ya Rasûlallah! Ben bunun için Müslüman olmadım. Ben Müslüman oldum ki, (gırtlağını göstererek) şuradan bir ok yiyip Rabb'ime kavuşayım." Daha sonra şehitler arasında o sahabinin de mübarek cesedi bulunur. Meçhul sahabi, tam parmağıyla işaret ettiği yerden bir ok yemiş halde yerde yatmaktadır. Amr ibn As da yeni Müslüman olduğunda kendisine ganimet verileceği zaman, gözleri dolu dolu olmuş ve şunları söylemiştir: "Ya Rasûlallah! Ben bunun için mi Müslüman oldum?"

İşte bu devasa kametler, ücret alma mevzuunda devamlı surette geri durmuşlardır. Vâkıa yer yer ganimet düşüncesi nazara verilerek, Ashab-ı Kiram onun için de koşturulmuş, ancak onlar, ellerinde, avuçlarında bulunan şeyleri geldikleri gibi dağıtmışlardır.

Bu mesele elbette nefse çok ağır gelecektir. Ancak, yukarıda da ifade edildiği gibi evvela Cenab-ı Hakk'ı çok iyi bilmek gerekir. Zira Allah'ı iyi bilen bir insan, fani olan şeylere karşı gönlünü kaptırmaz.

İkinci olarak, yarın öleceğini düşünen bir kimse, "Nasıl olsa öleceğim. Bu sebeple öte dünyam adına bana zarar verecek olan ücret alma gibi vartalara düşmeyeyim." duygu ve düşüncesi içinde olur ve devamlı öte dünyası adına yatırım yapma işiyle meşgul olur.

Üçüncü olarak, bir hizmet kervanı içinde bulunan insanlar arasında, hak ve hakikat adına yarışmalara şahit olanlar, onların meziyet ve faziletlerinden ders alarak böyle bir vartaya düşmekten uzak duracaklardır. Bu sebeple böylesi bir hayır kervanının ölçüsü, hizmette önde olmak, ücrette ise geride bulunmaktır.

Burada istidradi olarak şunu ifade etmekte de fayda vardır: Kendisini iman ve Kur'an hizmetine adayanların birbirlerine karşı kendilerini müsavi kabul etmeleri, daire içinde bulunan birisinin başkalarını kendinden küçük görmemesi ve kimseyi de kendinden büyük görmemesi bir esastır. Ancak bir insan, "Falan arkadaşın benden daha çok meziyetleri vardır. İyi bir mümindir. Ben ona kulluk yapmanın dışında yapılacak her şeyi yaparım. Zira o, faziletli ve meziyetlidir." diye düşünebilir. Böyle bir düşünce içinde, hizmet ve ücret dengesindeki ahenksizlik, o hizmet halkasının diğer fertlerini rekabete sevk etmez. Bir mümin, "Nasıl olsa hepimiz birer neferiz ve mîri malından bize terettüp edecek bir şeyler vardır. O da daha çok ahirette olacaktır. Allah emrettiği için koşturuyoruz ve neticede O'nun rızasını kazanacağız. Meyvelerini de ahirette dereceğiz." mülahaza ve düşüncesi içinde, ücretin büyük bir kısmını ahirette almayı beklemeli ve burada ücret alacağım düşüncesiyle arkadaşlarıyla rekabete girmemelidir.

- Başkalarını mesut etme uğruna kendi haz ve lezzetlerinden fedakârlıkta bulunan bir hizmet kervanının yolcuları, elbette hizmette önde, ücrette geride bulunacaklardır.

- Eğer inanmış bir insan, ücrette önde olmayı düşünebiliyorsa bilmelidir ki, kendisi Kur'an'da özellikleri belirtilen münafıklarla aynı çizgide yer almaktadır.

- Hizmet eden insanlar arasında, hak ve hakikat adına yarışlara şahit olanlar, onların meziyet ve faziletlerinden ders alacak ve ücret düşünmeyeceklerdir.

Son değişiklik Cuma, 30 Aralık 2011 16:26

Yorum yapın

Lütfen "Yorumu Gönder" butonuna bir defa tıklayın. Yorumunuz yönetici onayı olmaksızın yayınlanacaktır. Yorumunuzu görmek için sayfayı yenileyebilirsiniz.

(*) işareti ile belirtilmiş alanların doldurulması zorunludur.

Gönüllüler Sayfamız

En Son Eklenenler

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar

  • Resul Keleş "Ehl-i Kitapla Amentüde İttifakımız Var" ile ne kasdedilmektedir?
    Yazan Resul Keleş

    Soru: Günümüzde itikad-i kamil noktasında İslam'dan başka bir din yokken "Ehl-i Kitapla Amentüde İttifakımız Var" sözü ile ne ifade edilmeye çalışılmaktadır?

    Bazı çevreler tarafından kasıtlı olarak saptırılan ve bir takım çevreler tarafından ise gerçek manada anlaşılmasında güçlük çekilen bu konuda, evvela bahse mevzu konunun(1) sadece "başlığı" itibari ile değerlendirilmeyip, tüm içeriği ile bir bütün olarak ele alınması, mülahaza edilmesinde fayda olacağı kanaatindeyiz.

    30
  • Dr.Emin Şimşek Hizmet için okul mu, başörtüsü mü?
    Yazan Dr.Emin Şimşek

    Soru : “Okumayı istemek ile okumamak arasında kalan bir insan ne yapmalı . Ülke ve millet adına okumak mı yararlıdır, okumamak mı' Dinin füruata ait bir meselesinde bu denli hassas olmak mı, yoksa tercihini başka istikamette kullanmak mı gerekli' Kişi kanaatı vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalıdır.

    27
  • Ömer Sevinçgül Kitap ehlini dost edinmeyin...
    Yazan Ömer Sevinçgül

    Bir ayet okudum.."ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin. onlar birbirlerinin dostudurlar. sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez." diyor... bizim rum, ermeni, yahudi komşularımız var... birbirimize gider geliriz... ayrıca, benim okulda arkadaşlarım var, kimi yahudi, kimi hristiyan... onlarla dostluk edemeyecek miyim yani..?

    22
  • Prof. Dr. Davut Aydüz Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) Savaşla İlgili Uygulamaları
    Yazan Prof. Dr. Davut Aydüz

    İslâm’da harp, yüce bir dava uğruna, fikir hürriyeti, düşünce hürriyeti adına, insanlığa giden yolları açma uğrunda yapılmıştır.
    Bununla beraber gerektiğinde sulha gitmeyi de ihmal etmemişlerdir. Çünkü sulh esas, harp ise tâlîdir.


    Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), Medine’ye geldiğinde her yönden düşmanla sarılı idi;

    22
  • Prof.Dr.Suat Yıldırım Kur'ân-ı Kerim'e Göre Ehl-i Kitapla Diyalog
    Yazan Prof.Dr.Suat Yıldırım

    Zâtî sıfatlarından biri de Kelâm, yani konuşma olan Allah Tealâ kullarına değer vererek peygamberleri vasıtasıyla onlara hitap etmiştir. O, Kendisinin onlara hitabı ile yetinmeyip yaratıklarının dualarını, dileklerini dinler, onlara cevaplar verir. Böylece, iki tarafın karşılıklı konuşması demek olan diyalogu gerçekleştirir. Kelâm ilmi âlimlerinin ‘et-tenezzülatu'l-ilâhiyye ilâ ukuli'l-beşer’ dedikleri kabilden olan bu konuşmayı gerçekleştirmek için O, insanların lisanlarında bulunan kelimeleri kullanma lütfunda bulunur.

    20

Kürsüden Gönüllerimize

  • Karanlıklara ışık tutmada acele edin!..
    Resûl-i Ekrem Efendimiz, hayırlı işleri sürekli erteleyen ve bugünün işini yarına bırakan kimselerin kendilerini büyük…
  • İman hem nurdur hem kuvvettir
    Biz, Cenâb-ı Hakk'ı tanımamız, O'nu tasdik etmemiz ve imanımız sayesinde, bu dünyayı bir zikirhâne, bir…
  • Hizmet dünyada, ücret ukbada
    Maddî-manevî füyûzât hislerinden fedakarlıkta bulunan bir hizmet kervanı, yaşadığı hayat boyunca, dünya zevki namına bir…
  • Hoşgörü
    Hoşgörü bizim dünyamızın yamaçlarının gülüdür, çiçeğidir. Biz onu asırlarca hep birlikte, el ele gönül gönüle…
  • "Hakkımı helal ettim!.."
    "Vicdan genişliği" iman, ilim, marifet, muhabbet, mehâfet ve diğergâmlık hisleriyle mamur bir gönlün, engin bir…

Hakkımızda

Yeri olmadığı halde konuşmayı kendine ilke edinip, erdem insan olma vasfına vakıf olamayanlara; yeri gelmişken susmayarak en güzel bir hasletin örneğini göstermek için gönüllerini adamış,
hakkın rızasını kazanmayı kendilerine ilke edinmiş,
kendi nefslerinin savcısı, hakikatin avukatları olmaya namzet,
karalamalara tahammülleri olmayan,
anti propagandalara cevap vermeyi kendilerine "ulvi bir vazife" sayan gençleriz...

Gönül Bağlarımız