Etikete göre gösterilen ögeler: iftira

Genc Adam

EZAN - DİYALOĞUN MEYVESİ

OSMANLI VE ECDADA SAYGI

SEVGİ DİLİNİ HAYAL EDİN

MUHTEŞEM YÜZYIL'A TEPKİ

A+ R A-

Dinlerarası diyalog faaliyetlerinden dolayı Fethullah Gülen Hocaefendi ve Gönüllüler Hareketi İslam’dan taviz verdikleri ve hatta Hıristiyanlık misyonerliği yaptıkları şeklinde bazılarının ithamlarına maruz kalmıştır. Halbuki Fethullah Gülen Hocaefendi, diyalog faaliyetlerini İslam’ın bir gereği olarak gördüğünü ve İslam’a bağlılığından ötürü yaptığını ifade etmektedir[1]; ayrıca dinin en ufak bir uygulamasından bile taviz vermediğini de şöyle dile getirmiştir: “Bizim kalbimizi Allah biliyor. Ben, değil böyle büyük meselelerde, yatağa girerken bile Efendimiz’in tarzını uygulamaktan taviz vermedim. Arkadaşlarımın da taviz verdiğini zannetmiyorum.”[2]


Bütün dinlerin ve kültürlerin mensuplarıyla diyalog

Diyalog karşıtlarının yapmış olduğu sözde Diyalog Belgeseli CD’lerini hazırlayanlar, Bediüzzaman hazretlerinin, bir hadisin açıklamasını yaptığı yazısında,Yazının başındaki hadis ifadesini gizleyerek,peygamber efendimize ait olan,"Dindar Hıristiyan" sözünü Bediüzzaman hazretlerinin sözü gibi gösteriyorlar. Sonrada bu sözün Peygamber efendimize(s.a.v.) ait olduğunu bile bile saptırıp bu sözün Tuzak olduğunu söylüyorlar.

Şimdide diyalog belgeseli CD’lerinin gerçek yüzünü gözler önüne seren bölümlerinden birini inceleyelim 1.CD’de geçen ifade aynen şudur:

Mülâane ve Mübâhele

Salı, 06 Aralık 2011 13:02 Yayınlandığı yer KARA PROPAGANDA

Suçlama ve iddialaşmalarda, doğrunun ve haklı olanların ortaya çıkması ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’in beyan ettiği üzere mülâane ve mübâhele yoluna gidilir.

Bunlardan mülâane (liân) yani karşılıklı lanetleşme meselesinde, kocanın şâhit olduğu bir zina olayında başka şâhit bulunmadığı zaman bu husus uygulanır: “Kendi eşlerini zina etmekle suçlayıp da buna dair kendileri dışında şahit bulamayan kocalar; kendilerinin doğru söylediklerine dair ayrı ayrı dört kere Allah adına yemin eder, şâhitlik eder, beşinci kere ise, yalancı olması hâlinde Allah’ın lânetinin kendi üzerine gelmesini ister. Hanımın ise, kocasının bu suçlamasında yalancı olduğuna dair ayrı ayrı dört kere Allah adına yemin ve şahitlik etmesi, beşincide ise kocasının doğru söylemesi halinde, Allah’ın gazabının kendi üzerine çökmesini dilemesi, kendisinden cezayı kaldırır.” (Nur Suresi, 7-9)

Kendi sahasında otoriter önemli mütefekkir ve ilim adamları 19. yüzyılın Fransızca, 20. yüzyılın İngilizce yüzyılları olduğu, dünyaya açılan Türk okulları sayesinde 21. yüzyılın da -inşallah- Türkçe'nin yüzyılı olacağını ifade ettiği bir hakikat karşısında, bu gibi ifadeleri mübalağa görüp "evet, Türkçe'ye hizmet ediliyor ama söylenildiği kadar değil" diyenler olabilir ve bir ölçüde herkes için "tohumda, semaya ser çekmiş, dal-budak salmış ağacı görme" gibi bir basiret ve firaset mükellefiyeti söz konusu olmadığından bu tür düşünceler serdedenlere karşı sükut tercih edilebilir.

Bir önceki yazıda planlı, sistemli karalama faaliyetlerinin arkasında 'alemi nasıl bilirsin, kendin gibi" bakış açısının önemli bir yer tuttuğuna dikkatleri çekmiş ve bu psiko-sosyal saikin bir vechesi üzerinde durmuştuk. Şimdi de aynı başlık çerçevesi içinde ele alınabilecek konunun ayrı bir yönü üzerinde durmak istiyoruz.

Şöyle ki; 'alemi kendisi gibi görme" bakış açısı sadece ahiret inancı, ilahi rıza gibi insanı sonsuzluğa rabtedici dinamiklere inanılmadığından dolayı adanmışlık ve fedakarlık ruhunu anlayamama şeklinde kendini göstermemektedir.

Toplumun on binde birini, belki yüz binde birini teşkil etse de, bir vakıa olarak, ilim, irfan ve eğitim faaliyetlerine, bu faaliyetleri teşvik eden zata karşı, "bir kaşık suda boğma" cinnet derecesinde kinle, nefretle, gayzla dopdolu bir kesimin bulunduğu da muhakkaktır.

Herhalde; hayatını, sahip olduğu herşeyi, bir adanmışlık ruhu içerisinde, milleti ve insanlığı için vakfeden eğitim gönüllüleri bu inanılmaz tavır karşısında şaşırıp kalıyorlardır;

Bir önceki yazıda gerek bizzat Fethullah Gülen Hocaefendi ve gerekse eğitim gönüllülerinin aksiyon anlayışının 'karanlığa sövüp sayma, kötülükleri konuşup durma, yangına destan kesme' tarzı yerine, 'küçük de olsa bir mum ışığı yakma, mini de olsa bir fidan dikme' anlayışı üzerine kurulduğunu; kimseyle takışmadan, hiç kimseyi gücendirmeden sadece güzellikleri ikame etme anlayışının temel bir disiplin halinde kabul edildiğini, bu sebeple böyle bir üslub ve metodun insafı bulunan hiç kimseyi rahatsız etmediği/etmemesi gerektiği üzerinde durmuş,

İncelerden ince ruh hali, şefkat dolu sinesi, engin hoşgörüsü; tarihte ender görünen bir açılımla Türk insanının, cihanın dört bir bucağına açılmasına vesile olması; teşvik ettiği eğitim-öğretim müesseselerinin dünya çapındaki bilim olimpiyatlarında altın madalyalar kazanması; herkesi kendi konumunda kabul edip kavgadan hep uzak durması; derin bir vukufiyetiyle kaleme aldığı, ilhamla bezenmiş, yeni yeni sentezlerle zenginleştirilmiş ilmi ve fikri eserleriyle ilim dünyasında takdirlerle karşılanıp hüsnü kabul görmesi;

Kara Propaganda Nedir?

Cumartesi, 29 Ekim 2011 10:48 Yayınlandığı yer SIKÇA SORULAN SORULAR

Kara propaganda nedir? Cevabını Dr. Hasan Tutar'ın bir çalışmasından alıntı yaparak cevaplamaya çalışacağız. Bu milletin geleceği için sancı çekenler hakkında atılan iftiraların kara propagandaya taş çıkartır türde olduğunu bu haberi okuyunca göreceksiniz.

Bugünlerde, mukaddesatına tekrar sahip çıkmaya and içmiş ve Kutlu Nebî'nin (sav) adını güneşin doğup battığı heryere ulaştırmak için sahip olduğu her şeyi fedâ etmeye

Gönüllüler Sayfamız

Hakkımızda

Yeri olmadığı halde konuşmayı kendine ilke edinip, erdem insan olma vasfına vakıf olamayanlara; yeri gelmişken susmayarak en güzel bir hasletin örneğini göstermek için gönüllerini adamış,
hakkın rızasını kazanmayı kendilerine ilke edinmiş,
kendi nefslerinin savcısı, hakikatin avukatları olmaya namzet,
karalamalara tahammülleri olmayan,
anti propagandalara cevap vermeyi kendilerine "ulvi bir vazife" sayan gençleriz...

Gönül Bağlarımız