"Fethullah Gülen Hareketi, cemaate yönelik tenkitlere hoşgörüsüz deniyor." Bu doğru mudur?

Genc Adam

EZAN - DİYALOĞUN MEYVESİ

OSMANLI VE ECDADA SAYGI

SEVGİ DİLİNİ HAYAL EDİN

MUHTEŞEM YÜZYIL'A TEPKİ

A+ R A-
25 Ara

"Fethullah Gülen Hareketi, cemaate yönelik tenkitlere hoşgörüsüz deniyor." Bu doğru mudur?

Oy ver
(0 oy)

Soru: "Cemaat mensupları günlük söylemlerinde hep hoşgörü diyorlar, ama Fethullah Gülen ve cemaate yönelik eleştirilere karşı oldukça hoşgörüsüzler. Cemaat güçlendikçe hoşgörü ve uzlaşma gibi prensiplerini terk ediyor, uygun görmediği insanları dışlıyor, uygun gördüğü şeyleri ülkeye ve topluma dayatıyor. Zaten Gülen'in hoşgörü kavramını daha çok 1994'ten sonra dile getirmesi cemaatin menfaatleri gereği uyguladığı bir taktikti" eleştirisi tamamen haksız mıdır?

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, Fethullah Gülen'in yıllardır vaazlarında ve konuşmalarında dile getirdiği hoşgörü ve tolerans kavramları bir "söylem"den ibaret değildir.


Tam tersine, Fethullah Gülen’in düşüncesinde bu kavramlar bir Müslüman’da olması gereken en önemli vasıflardandırlar. Dolayısıyla Gülen için hoşgörülü olmak ve başkasına tolerans göstermek/tahammül etmek sadece belirli dönemlerde uygulanacak konjonktürel şeyler değildir. Bunlar, şartlar ne olursa olsun, bir Müslüman’ın hayatının sonuna kadar uyması gereken prensiplerdir.[1]

İnsana saygı göstermenin "Allah’a saygı" demek olduğunu ifade eden Gülen; bu düşüncesini şöyle anlatmaktadır: "İnsanı, insan olduğu için sevmek ve saygılı olmak; Yaratıcıya saygılı olmanın ifâdesidir. Yoksa kendi gibi düşünenleri sevmek ve saymak, samimi ve insanca bir sevgi ve saygı değil, bir bencillik ve insanın kendi kendini putlaştırması demektir."[2] Yine baska bir yerde de "Bir insanın konumuna saygı, hayat görüşüne, hayat tarzına, inancına, düşüncesine, hayat felsefesine, siyasi anlayışına saygı demektir. İnsana saygı, dolayısıyla Allah’a saygıdır." diyerek insana saygıyı ve hoşgörüyü şartlara bağlı bir durum olarak değil, bu dünyadaki sebep-sonuç ilişkilerinin çok ötesinde ilahi bir kaide olarak kabul etmiştir. Ve bu kabulleniş de Yaratan’a saygı çerçevesinde ele alınarak bir nevi bir ibadet, bir kulluk zorunluluğu şeklinde ele alınmıştır. Sadece Gülen’in bir çıkış noktası olarak ele aldığı bu kaide bile O’nun hoşgörüsüz olduğu iddiasının ne kadar desteksiz olduğunu göstermeye yetecektir. (Demek ki biz anlatamamışız... iktibası) Yapılan tüm insaflı eleştirilere karşı herhangi bir hoşgörüsüzlük olduğunu söylemek Gülen’e karşı büyük bir insafsızlıktır. Zaten bu eleştirilerden istifade edildiğinin pek çok örneği vardır.

Ancak, yalan, iftira ve karalamaya yönelik propagandaya karşı hareketin elbette kendini savunmaya hakkı vardır ve bu asla bir hoşgörüsüzlük olarak değerlendirilemez. Bu tür çabalara hoşgörü gösterilmesini de hiç kimse bir başkasından bekleyemez.

Örnek olarak "Gülen’in Hedefi Şeriat Devleti"[3] başlıklı bir habere tepki gösterilmemesi veya tekzip yayınlanmaması başta devletine olan sevgisini her fırsatta dile getiren Fethullah Gülen’in kendisi ile çelişmesi olmaz mı? Ve bu habere tepki vermemek başta bu devletin bekasını sağlamakla görevli resmi kurumların da tepkisini çekmez mi? Nitekim tekzip yayınlandığında bile bu haberlerin hakkındaki davalarda kanıt olarak kullanıldığı düşünülürse, aksi bir durumun resmi makamlar tarafından bu tür iftira ve yalanlamalari kabul anlamına geleceği düşünülmez mi?

Diğer bir zaviyeden de iftiralara veya yalan haberlere ses çıkarmamak hareke sempati duyan veya bizzat gönül verenler nezdinde de hareketten soğuma veya cephe almaya yol açma ihtimali doğurmaz mı? Örneğin "Türk Tarikatı CIA'ya Çalışıyor"[4] veya "Öcalan'dan Gülen'e Zeytin Dalı"[5] başlıklı haberlerin yalan olduğu bilindiği halde bile tekzip edilmez ise bırakın harekete muhalifler tarafından zan altında bırakılmayı bizzat harekete gönül verenler tarafından inandıkları değerlerden bir sapma, bir inhiraf olarak algılanıp harekete karşı tavır almaya sebep olmaz mı?

Evet, bazı insanlar hoşgörü kavramını yapılan her türlü ağır eleştiri ve haksız ithama sessiz kalmak olarak algılıyor olabilir ama bunlara cevap verilmemesi halinde de hem içeriden hem de dışarıdan "Sükut ikrardandır" veya "Sustular, çünkü haksızlar" ithamlarına maruz kalma ihtimali de çok büyük değil midir?

Hareketin höşgörü ya da uzlaşmadan saptığı yoktur. Sadece geçmişte uğradığı haksızlıklara karşı çıkardığı ses geçmişte fazla duyulmazken, bugün gerek medya vasıtasıyla gerekse hareketin felsefesini kabul eden insanların sayısının çoğalmasındandır ki iftira, yalan ve karalamalara karşı sesi çok daha gür duyuluyor. Bundan daha doğal bir şey de olamaz. Yani yalana, iftiraya sapanların gittikçe zorlanacakları bir döneme doğru gidiyoruz ki bundan da namuslu ve dürüst insanların endişe duymasına gerek yoktur.

Dipnotlar
____________________
[1] "O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever." (Ali İmran, 134) "Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar." (Şura, 37) "Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir." (Şura, 43) "Yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlar da size rahmet etsinler." (Hadis-i Şerif) "Bir kimse yumuşak davranmaktan mahrum ise hayrın tamamından mahrumdur." (Hadis-i Şerif) "Sevindirin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın." (Hadis-i Şerif) "Müslüman, diğerlerinin elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Mü`min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir." (Hadis-i Şerif)
[2] Sızıntı, Mayıs 1980, Cilt 2, Sayı 16
[3] Cumhuriyet, 3 Nisan 1996
[4] Hürriyet, 16 Aralık 2002
[5] Vatan, 8 Aralık 2010

 

Son değişiklik Pazar, 25 Aralık 2011 16:16

1 Yorum

  • Erkam

    Benim bugüne kadar tanıdığım, maalesef eleştiriyi hakaret ve provokatörlük ile değerlendiren tek cemaat. Sorgulayan provokatör ilan ediliyor. Bu tavır, özgüveni olan kişide olmaz.

    Erkam Salı, 03 Ocak 2012 23:41 Yorum Bağlantısı

Yorum yapın

Lütfen "Yorumu Gönder" butonuna bir defa tıklayın. Yorumunuz yönetici onayı olmaksızın yayınlanacaktır. Yorumunuzu görmek için sayfayı yenileyebilirsiniz.

(*) işareti ile belirtilmiş alanların doldurulması zorunludur.

Gönüllüler Sayfamız

En Son Eklenenler

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar

  • Resul Keleş "Ehl-i Kitapla Amentüde İttifakımız Var" ile ne kasdedilmektedir?
    Yazan Resul Keleş

    Soru: Günümüzde itikad-i kamil noktasında İslam'dan başka bir din yokken "Ehl-i Kitapla Amentüde İttifakımız Var" sözü ile ne ifade edilmeye çalışılmaktadır?

    Bazı çevreler tarafından kasıtlı olarak saptırılan ve bir takım çevreler tarafından ise gerçek manada anlaşılmasında güçlük çekilen bu konuda, evvela bahse mevzu konunun(1) sadece "başlığı" itibari ile değerlendirilmeyip, tüm içeriği ile bir bütün olarak ele alınması, mülahaza edilmesinde fayda olacağı kanaatindeyiz.

    30
  • Dr.Emin Şimşek Hizmet için okul mu, başörtüsü mü?
    Yazan Dr.Emin Şimşek

    Soru : “Okumayı istemek ile okumamak arasında kalan bir insan ne yapmalı . Ülke ve millet adına okumak mı yararlıdır, okumamak mı' Dinin füruata ait bir meselesinde bu denli hassas olmak mı, yoksa tercihini başka istikamette kullanmak mı gerekli' Kişi kanaatı vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalıdır.

    27
  • Ömer Sevinçgül Kitap ehlini dost edinmeyin...
    Yazan Ömer Sevinçgül

    Bir ayet okudum.."ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin. onlar birbirlerinin dostudurlar. sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez." diyor... bizim rum, ermeni, yahudi komşularımız var... birbirimize gider geliriz... ayrıca, benim okulda arkadaşlarım var, kimi yahudi, kimi hristiyan... onlarla dostluk edemeyecek miyim yani..?

    22
  • Prof. Dr. Davut Aydüz Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) Savaşla İlgili Uygulamaları
    Yazan Prof. Dr. Davut Aydüz

    İslâm’da harp, yüce bir dava uğruna, fikir hürriyeti, düşünce hürriyeti adına, insanlığa giden yolları açma uğrunda yapılmıştır.
    Bununla beraber gerektiğinde sulha gitmeyi de ihmal etmemişlerdir. Çünkü sulh esas, harp ise tâlîdir.


    Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), Medine’ye geldiğinde her yönden düşmanla sarılı idi;

    22
  • Prof.Dr.Suat Yıldırım Kur'ân-ı Kerim'e Göre Ehl-i Kitapla Diyalog
    Yazan Prof.Dr.Suat Yıldırım

    Zâtî sıfatlarından biri de Kelâm, yani konuşma olan Allah Tealâ kullarına değer vererek peygamberleri vasıtasıyla onlara hitap etmiştir. O, Kendisinin onlara hitabı ile yetinmeyip yaratıklarının dualarını, dileklerini dinler, onlara cevaplar verir. Böylece, iki tarafın karşılıklı konuşması demek olan diyalogu gerçekleştirir. Kelâm ilmi âlimlerinin ‘et-tenezzülatu'l-ilâhiyye ilâ ukuli'l-beşer’ dedikleri kabilden olan bu konuşmayı gerçekleştirmek için O, insanların lisanlarında bulunan kelimeleri kullanma lütfunda bulunur.

    20

Hakkımızda

Yeri olmadığı halde konuşmayı kendine ilke edinip, erdem insan olma vasfına vakıf olamayanlara; yeri gelmişken susmayarak en güzel bir hasletin örneğini göstermek için gönüllerini adamış,
hakkın rızasını kazanmayı kendilerine ilke edinmiş,
kendi nefslerinin savcısı, hakikatin avukatları olmaya namzet,
karalamalara tahammülleri olmayan,
anti propagandalara cevap vermeyi kendilerine "ulvi bir vazife" sayan gençleriz...

Gönül Bağlarımız