Mevlânâ’dan mesaj mı var?..

Genc Adam

EZAN - DİYALOĞUN MEYVESİ

OSMANLI VE ECDADA SAYGI

SEVGİ DİLİNİ HAYAL EDİN

MUHTEŞEM YÜZYIL'A TEPKİ

A+ R A-
19 Kas

Mevlânâ’dan mesaj mı var?..

Oy ver
(1 Oy)

Hz. Mevlânâ’yı herkes kedine cazip gelen yanıyla yorumlamaktadır. Bu bir bakıma doğrudur da.

Çünkü o büyük mürşit, öylesine külli sözler söylemiş, davranışlarda bulunmuş ki, her asırda onlar yeniden yorum kazanmakta, o asrın insanlarına yol gösteren orijinalliğe sahip bulunmaktadır.

Bu sebeple bugün biz de öyle yapacağız. Her Şeb-i Arus’ta çeşitli ihtifallerle yâd ettiğimiz büyük mürşidi, sanki bugün bizlere hitap ediyor gibi misafir edeceğiz ibret ve irşat dünyamıza... Daha doğrusu, sözü uzatmadan yedinci asrın mürşidiyle baş başa bırakıyorum sizleri. Aradan 732 yıl geçse de söz yine onundur.


Bakalım o günlerde halka ne tavsiye ediyor, kendisi nasıl davranıyor?

Bu davranışıyla da ne türlü mesajlar veriyor o günlerden bu günlere, dolayısıyla bizlere?

* * *

Konya’da halka vaaz ederken şöyle hitap eder çevresindekilere:

-Sizler, der, hep iyilerin yanında, kötülerin de uzağında durun! Sakın kötülerle yakınlık kurup da kötülük bulaştırmayın kendinize.

Ne var ki, civarda hep kötü bilinenlerin yanında ve onlarla yüz yüze sohbetler yaptığı anlaşılır.

Bir gün yine kötü bilinen birinin dükkanında sohbette iken onu gören biri, beklemeye başlar. Maksadı, camide söyledikleriyle dışarıda yaptıklarının hesabını sormak, izahını istemek...

Mevlânâ dükkandan çıkıp da yürümeye başlayınca adam arkasından yetişerek...

-Sen değil miydin, der, kürsüde, iyilerin yanında, kötülerin de uzağında durun, diyen?..

Mevlânâ tereddüt etmeden: -Evet, bendim!.. Öfkeli adam: -Öyle ise bu çelişkili halin nedir böyle? Saatlerdir kötü adamla sohbettesin?..

Mevlânâ yine beklemeden cevap verir; ama bu cevap bomba gibi patlar adamın beyninde:

- Bırak bu kötüyü, der, ben yetmiş iki buçuk milletle beraberim!..

Adam büsbütün çileden çıkar:

-Zaten, der, sizin gibileri bizim ahlakımızı bozuyor. Kürsüde öyle konuşuyorsunuz, sokakta da böyle davranıyorsunuz. Sözünüzle özünüz bir olmuyor...

-Ben bu sözünle de beraberim, diyen Hazreti Mevlânâ şöyle devam eder: Doğru olan; sözüyle özü bir olmaktır. Kürsüde ne söylüyorsak sokakta da öyle davranmaktır. Yalnız, der, benim sözümle özüm birdir. Çelişki yoktur halimde...

Bunun üzerine adam bir daha öfkeye kapılır... Artık mecbur kalır Mevlânâ kendi gerçeğini anlatmaya. Şöyle açıklar durumunu:

-Ben, der, sırtında gül yaprağı taşıyan hamal gibiyim. Vardığım yerlere gül kokusu taşırım. Sırtında gülü bulunmayanlar kötü kokulu yerlere varmasınlar!..

Şu benzetmeyi de ekler sözlerine:

-Bizim gibilerin vardığı karanlık yerlerde şimşekler çakar, aydınlık kaplar... Vardığı yeri aydınlatacak ilim nuru bulunmayanlar yaklaşmasınlar karanlık yerlere...

İtirazcı adam, ayaklarının ucuna bakarak düşünmeye başlar ve sonunda şunları söyler:

-Demek ki, der, bilgi ve kültürle yüklü bulunmayanlar girmesinler kötülerin yanına, yönelmesinler karanlıkta kalanların dehlizlerine. Çünkü irşat güçleri yoktur ki bastırsınlar kötü duygu ve düşünceleri, bilgi nurları yoktur ki aydınlatsınlar karanlıkta kalan gönülleri...

Evet.. Doktorlar da uzağında durursa hastaların, kim tedavi edecek ıstırap çeken insanları...

İşte size yedi asırlık bir yaklaşım... Hazreti Mevlânâ çağların ötesinden bugünkü hoşgörü ve diyaloğun şartlarını mı anlatmış oluyor bizlere? Sırtında gül yaprağı bulunmayanlar kötü kokulu yerlere varmasınlar mı? Vardığı yeri aydınlatacak bilgi nuru bulunmayanlar karanlık dehlizlere girmesinler mi? Bu konularda eksikleri olanlar hoşgörü ve diyaloğa karşı çıkmakta haklılar mı?

 

Son değişiklik Cumartesi, 19 Kasım 2011 20:51

Yorum yapın

Lütfen "Yorumu Gönder" butonuna bir defa tıklayın. Yorumunuz yönetici onayı olmaksızın yayınlanacaktır. Yorumunuzu görmek için sayfayı yenileyebilirsiniz.

(*) işareti ile belirtilmiş alanların doldurulması zorunludur.

Gönüllüler Sayfamız

En Son Eklenenler

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar

  • Resul Keleş "Ehl-i Kitapla Amentüde İttifakımız Var" ile ne kasdedilmektedir?
    Yazan Resul Keleş

    Soru: Günümüzde itikad-i kamil noktasında İslam'dan başka bir din yokken "Ehl-i Kitapla Amentüde İttifakımız Var" sözü ile ne ifade edilmeye çalışılmaktadır?

    Bazı çevreler tarafından kasıtlı olarak saptırılan ve bir takım çevreler tarafından ise gerçek manada anlaşılmasında güçlük çekilen bu konuda, evvela bahse mevzu konunun(1) sadece "başlığı" itibari ile değerlendirilmeyip, tüm içeriği ile bir bütün olarak ele alınması, mülahaza edilmesinde fayda olacağı kanaatindeyiz.

    30
  • Dr.Emin Şimşek Hizmet için okul mu, başörtüsü mü?
    Yazan Dr.Emin Şimşek

    Soru : “Okumayı istemek ile okumamak arasında kalan bir insan ne yapmalı . Ülke ve millet adına okumak mı yararlıdır, okumamak mı' Dinin füruata ait bir meselesinde bu denli hassas olmak mı, yoksa tercihini başka istikamette kullanmak mı gerekli' Kişi kanaatı vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalıdır.

    27
  • Ömer Sevinçgül Kitap ehlini dost edinmeyin...
    Yazan Ömer Sevinçgül

    Bir ayet okudum.."ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin. onlar birbirlerinin dostudurlar. sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez." diyor... bizim rum, ermeni, yahudi komşularımız var... birbirimize gider geliriz... ayrıca, benim okulda arkadaşlarım var, kimi yahudi, kimi hristiyan... onlarla dostluk edemeyecek miyim yani..?

    22
  • Prof. Dr. Davut Aydüz Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) Savaşla İlgili Uygulamaları
    Yazan Prof. Dr. Davut Aydüz

    İslâm’da harp, yüce bir dava uğruna, fikir hürriyeti, düşünce hürriyeti adına, insanlığa giden yolları açma uğrunda yapılmıştır.
    Bununla beraber gerektiğinde sulha gitmeyi de ihmal etmemişlerdir. Çünkü sulh esas, harp ise tâlîdir.


    Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), Medine’ye geldiğinde her yönden düşmanla sarılı idi;

    22
  • Prof.Dr.Suat Yıldırım Kur'ân-ı Kerim'e Göre Ehl-i Kitapla Diyalog
    Yazan Prof.Dr.Suat Yıldırım

    Zâtî sıfatlarından biri de Kelâm, yani konuşma olan Allah Tealâ kullarına değer vererek peygamberleri vasıtasıyla onlara hitap etmiştir. O, Kendisinin onlara hitabı ile yetinmeyip yaratıklarının dualarını, dileklerini dinler, onlara cevaplar verir. Böylece, iki tarafın karşılıklı konuşması demek olan diyalogu gerçekleştirir. Kelâm ilmi âlimlerinin ‘et-tenezzülatu'l-ilâhiyye ilâ ukuli'l-beşer’ dedikleri kabilden olan bu konuşmayı gerçekleştirmek için O, insanların lisanlarında bulunan kelimeleri kullanma lütfunda bulunur.

    20

Hakkımızda

Yeri olmadığı halde konuşmayı kendine ilke edinip, erdem insan olma vasfına vakıf olamayanlara; yeri gelmişken susmayarak en güzel bir hasletin örneğini göstermek için gönüllerini adamış,
hakkın rızasını kazanmayı kendilerine ilke edinmiş,
kendi nefslerinin savcısı, hakikatin avukatları olmaya namzet,
karalamalara tahammülleri olmayan,
anti propagandalara cevap vermeyi kendilerine "ulvi bir vazife" sayan gençleriz...

Gönül Bağlarımız