Gönüllüler hareketini anlayabilmek

Genc Adam

EZAN - DİYALOĞUN MEYVESİ

OSMANLI VE ECDADA SAYGI

SEVGİ DİLİNİ HAYAL EDİN

MUHTEŞEM YÜZYIL'A TEPKİ

A+ R A-
25 Ara

Gönüllüler hareketini anlayabilmek

Oy ver
(0 oy)

Şüphesiz Türkiye'nin geçmiş 30-40 yılına damgasını vuran, günümüzde de değişik vesilelerle sürekli gündeme gelen hareketi, Gülen ve onun tavsiyelerine uyan gönüllülerden oluşan hareket. Öyle görünmektedir ki; önümüzdeki yıllarda da bu hareket geçmiştekilerden farklı olarak çok daha ilmi ve seviyeli bir şekilde araştırılıp tartışılmaya devam edecek. Kimilerinin tarikat, kimilerinin cemaat, kimilerinin ise de daha farklı isimler verdiği bu oluşuma en doğru ismi hareketin fikir mimarı olan sayın Gülen'in bizzat kendisi vermiştir. Evet; bu hareket ne bir cemaat ne de bir tarikattır. Sosyolojik olarak baktığımızda harekete verilebilecek en doğru isim "gönüllüler hareketi"dir.

Gönüllüler Hareketi


Neden gönüllüler hareketi

Günümüzde yaygın olarak kullanılan Cemaat kavramı Ferdinand Tönnies tarafından 1887 yılında yazılan "Cemaat ve Cemiyet" adlı eserle sosyolojiye kazandırılmıştır. Onun cemaat anlayışına göre cemaat aynı kandan olma gibi bir kuvvetten kaynaklanır. Cemaatte şahsi irade olmayıp şahsın iradesi topluluk tarafında kuşatılmıştır. Cemaatte maya vazifesi gören olgu ise sadakat, sevgi ve cemaat üyelerinin birbirlerine olan duygusal bağlılıklarıdır.

Sosyolojik olarak cemaatin diğer belli başlı özelliklerine baktığımızda ise; karşılıklı ilişkilerin yakın ilişkiler olduğunu; yapılması gereken işlerde fertlerin duyarlı olmalarını; üyeler arasındaki dayanışma duygularının ileri derecede olması gibi özelliklerin öne çıktığını görürüz. Ayrıca topluluk tarafından inanılan ve cemaatin bir araya gelmesine vesile olan; önemli görülen değerlere inanç gibi özellikler de vardır cemaatin yapısında.

Görüldüğü gibi bizzat cemaat kavramını sosyolojiye kazandıran isim cemaatte şahsi iradenin olmadığını söylemektedir. Gülen cemaatine baktığımızda ise bazı özellikleri itibariyle cemaat denilebilse de; hareketin en önemli özelliğinin "gönüllülük" olduğu gerçeğini görmekteyiz. Bundan dolayı cemaat tanımının oluşumu tam olarak açıklayamadığını, hareketi tanımlayabilen en yerinde kavramın "gönüllüler hareketi" olduğunu müşahede etmekteyiz.
Hareketi anlayabilmek için

Hareket, gerek dini değerleri ön plana çıkarması; gerekse de geniş bir toplumsal yelpazeye sahip olması nedeniyle; konusu dinin toplumla karşılıklı etkileşimi olan din sosyolojisinin ilgi alanına girmektedir. Çünkü din sosyolojisi dinin mahiyetinden ziyade sosyal davranışın etkilerini ve şartlarını inceler. İnançtan ziyade inancın toplumsal tezahürlerini ele alır.

Bu bakış açısıyla harekete baktığımızda hareketin temel dinamiğinin din olduğunu görürüz. Zaten irade sahibi olması ve düşünme yeteneğiyle diğer varlıklardan ayrılan insanın davranışları iki şarta dayanır. Ya yaptıklarının karşılığını maddi olarak almalı veya her hangi bir karşılık beklemeksizin amellerini sırf Allah rızasını esas alarak yapmalıdır. Hareketin en önemli noktası ve anlaşılıp anlaşılamamasında kırılma noktası olan yer burasıdır. Hareketi yakından inceleyen, araştıran bir çok insan, harekette çok yoğun, mesai anlayışı olmaksızın bir çalışma azmini; bu kadar çalışma neticesinde hayatı idame ettirecek kadar bir maaşa razı olmayı; asıl mükafatın ise Allah'ın rızasını kazanma düşüncesi olduğunun ön plana çıktığını görmüşlerdir.

İşte; yaptıkları her şeyi bir karşılık mülahazası içinde yapanlar, karşılıksız hiçbir şey yapmayanlar, "bu devirde babana bile güvenmeyeceksin" fikr-i menhusu içinde bulunanlar, dini sadece eve ve camiye hasr edenler, "tatmayan bilmez" fehvasınca kendileri bu manevi zevkleri tadamayanlar bu hareketi bir türlü anlayamamakta, samimilerse anlamaya çalışmakta değiller ise çamur atma yoluma gitmektedirler.
Neden anlaşılmıyor

Anlaşılmamasının nedenini ve anlayamayanları iki grupta toplamak istiyorum.

Birinci grup samimi olarak anlayamayanlardır ki; bunların bir kısmı kaynağı itibariyle müteal olan, ancak tecrübeyle anlaşılan dini ritüelleri yaşamayıp sadece inançla sınırlı kalanlar, bir diğer ifadeyle tatmadıkları için anlamakta zorlananlardır. Diğer bir kısmı ise dini sadece beş vakit namazdan ve kırkta bir zekatı vermekten ibaret görüp sorumluluklarının bittiğini düşünenlerdir ki; bu insanların bir insanın malının yarısını bu harekete vakfetmesini anlaması oldukça zordur. Diğer bir kısmı ise son üç asrın din anlayışının kurbanı olanlardır ki; son üç asırda din gerek müntesipleri gerekse de düşmanları tarafından yanlış anlatılıp tanıtılmış, böylece bunlardan etkilenen bir takım insanlar bilmedikleri, tanımadıklarının düşmanı olmuşlardır. Böylece dini değerleri ön plana çıkaran hareketi de yanlış tanımışlardır. Ancak bilgiye ulaşmanın kolaylaşıp, iletişimin hızla geliştiği, adeta köy haline gelen günümüz dünyasında yanlış tanıyanların sayısı hızla azalmaktadır.

İkinci grup ise anladığı halde anlamak istemeyen ve hatta düşmanlık besleyenlerdir. Bunların bir kısmı dinden ve dini değerlerden hoşlanmadığı için hareketten hazzetmezken; bir diğer kısmı ise hareketin kendi menfeaatlerine engel olduğunu görüp, önünü kesmek istemektedirler. Toz dumanın bir birbirine karıştığı 28 şubat sürecinde kimin hangi safta olduğu çok anlaşılamazken, her şeyin berraklaştığı günümüz Türkiyesinde saflar son derece net bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştır.
Hareketin mensuplarına düşen

Hareketin mensupları her şeyden önce mensup oldukları hareketin bir ferdi olduklarını, yapacakları küçük bir hatanın bütün cemaate mal edileceği gerçeğini bir an bile akıldan çıkarmamalıdırlar.

Düşmanlık besleyenlere aynı şekilde karşılık verip, hareketin fikir mimarı tarafından dile getirilen "mukabele-i bil misil kaide-i zalimanesiyle" mukabelede bulun(a)mayacaklarına göre her türlü hazımsızlık ve düşmanlığa "metafizik gerilime geçirici" faktörler olarak bakmalıdırlar.

Gerek kültür Müslümanlığını tahkiki Müslümanlığa çevirme; gerekse de tanımayanlara hareketi tanıtabilme adına gayretlerine ara vermeden devam etmelidirler.

Hem Türkiye'nin gelişmesi, ilerlemesi yönüyle hem de dünya barışına katkısı itibariyle gönüllüler hareketinin doğru anlaşılabilmesi çok önemlidir. Bu konuda da en önemli misyonun hareketin bizzat temsilcileri tarafından ifa edileceğini düşünüyorum.

Son değişiklik Pazar, 25 Aralık 2011 16:13

Yorum yapın

Lütfen "Yorumu Gönder" butonuna bir defa tıklayın. Yorumunuz yönetici onayı olmaksızın yayınlanacaktır. Yorumunuzu görmek için sayfayı yenileyebilirsiniz.

(*) işareti ile belirtilmiş alanların doldurulması zorunludur.

Gönüllüler Sayfamız

En Son Eklenenler

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar

  • Resul Keleş "Ehl-i Kitapla Amentüde İttifakımız Var" ile ne kasdedilmektedir?
    Yazan Resul Keleş

    Soru: Günümüzde itikad-i kamil noktasında İslam'dan başka bir din yokken "Ehl-i Kitapla Amentüde İttifakımız Var" sözü ile ne ifade edilmeye çalışılmaktadır?

    Bazı çevreler tarafından kasıtlı olarak saptırılan ve bir takım çevreler tarafından ise gerçek manada anlaşılmasında güçlük çekilen bu konuda, evvela bahse mevzu konunun(1) sadece "başlığı" itibari ile değerlendirilmeyip, tüm içeriği ile bir bütün olarak ele alınması, mülahaza edilmesinde fayda olacağı kanaatindeyiz.

    30
  • Dr.Emin Şimşek Hizmet için okul mu, başörtüsü mü?
    Yazan Dr.Emin Şimşek

    Soru : “Okumayı istemek ile okumamak arasında kalan bir insan ne yapmalı . Ülke ve millet adına okumak mı yararlıdır, okumamak mı' Dinin füruata ait bir meselesinde bu denli hassas olmak mı, yoksa tercihini başka istikamette kullanmak mı gerekli' Kişi kanaatı vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalıdır.

    27
  • Ömer Sevinçgül Kitap ehlini dost edinmeyin...
    Yazan Ömer Sevinçgül

    Bir ayet okudum.."ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin. onlar birbirlerinin dostudurlar. sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez." diyor... bizim rum, ermeni, yahudi komşularımız var... birbirimize gider geliriz... ayrıca, benim okulda arkadaşlarım var, kimi yahudi, kimi hristiyan... onlarla dostluk edemeyecek miyim yani..?

    22
  • Prof. Dr. Davut Aydüz Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) Savaşla İlgili Uygulamaları
    Yazan Prof. Dr. Davut Aydüz

    İslâm’da harp, yüce bir dava uğruna, fikir hürriyeti, düşünce hürriyeti adına, insanlığa giden yolları açma uğrunda yapılmıştır.
    Bununla beraber gerektiğinde sulha gitmeyi de ihmal etmemişlerdir. Çünkü sulh esas, harp ise tâlîdir.


    Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), Medine’ye geldiğinde her yönden düşmanla sarılı idi;

    22
  • Prof.Dr.Suat Yıldırım Kur'ân-ı Kerim'e Göre Ehl-i Kitapla Diyalog
    Yazan Prof.Dr.Suat Yıldırım

    Zâtî sıfatlarından biri de Kelâm, yani konuşma olan Allah Tealâ kullarına değer vererek peygamberleri vasıtasıyla onlara hitap etmiştir. O, Kendisinin onlara hitabı ile yetinmeyip yaratıklarının dualarını, dileklerini dinler, onlara cevaplar verir. Böylece, iki tarafın karşılıklı konuşması demek olan diyalogu gerçekleştirir. Kelâm ilmi âlimlerinin ‘et-tenezzülatu'l-ilâhiyye ilâ ukuli'l-beşer’ dedikleri kabilden olan bu konuşmayı gerçekleştirmek için O, insanların lisanlarında bulunan kelimeleri kullanma lütfunda bulunur.

    20

Hakkımızda

Yeri olmadığı halde konuşmayı kendine ilke edinip, erdem insan olma vasfına vakıf olamayanlara; yeri gelmişken susmayarak en güzel bir hasletin örneğini göstermek için gönüllerini adamış,
hakkın rızasını kazanmayı kendilerine ilke edinmiş,
kendi nefslerinin savcısı, hakikatin avukatları olmaya namzet,
karalamalara tahammülleri olmayan,
anti propagandalara cevap vermeyi kendilerine "ulvi bir vazife" sayan gençleriz...

Gönül Bağlarımız