Kitap ehlini dost edinmeyin...

Genc Adam

EZAN - DİYALOĞUN MEYVESİ

OSMANLI VE ECDADA SAYGI

SEVGİ DİLİNİ HAYAL EDİN

MUHTEŞEM YÜZYIL'A TEPKİ

A+ R A-
09 Kas

Kitap ehlini dost edinmeyin...

Oy ver
(3 oy)

Bir ayet okudum.."ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin. onlar birbirlerinin dostudurlar. sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez." diyor... bizim rum, ermeni, yahudi komşularımız var... birbirimize gider geliriz... ayrıca, benim okulda arkadaşlarım var, kimi yahudi, kimi hristiyan... onlarla dostluk edemeyecek miyim yani..?


&

sana daha önce yazdım... bir sözü anlamak için yalnız söze bakmak yetmez... kim söylemiş, kime söylemiş, ne için söylemiş, ne içinde söylemiş? belagatın, retorik ilminin, söz sanatının bazı temel kuralları var... bu sözün öncesinde ne var, sonrasında ne deniyor... bunlara da bakılacak... "münazarat" kitabında bu konu güzelce açıklanmış... kırık dökük de olsa anlatmaya çalışayım... önce kimi temel ilkeleri belirteyim...


birincisi, delilin metni kesin olabilir, ama bu yetmez... aynı zamanda delaletinin de kesin olması gerek... yani kesin bir biçimde bilmeliyiz k, kanıt olarak ileri sürülen sözün anlamı şudur, amma şu değildir... oysa, söz konusu ayette, metin kesin olmakla birlikte, metnin başka türlü anlaşılmasını mümkün kılan nedenler var... ileride söyleyeceğim...


ikincisi, kuranın yasaklaması tüm zamanları ve durumları içine alacak biçimde genel değildir, mutlak bırakılmıştır... yani demiyor, "hiçbir zaman, hiçbir konuda ve hiçbir biçimde yakınlık duymayacaksınız!" böyle dese umumi olurdu, başka türlü yorumlanamazdı... oysa, başka türlü anlamanın, metni başka bir biçimde okumanın yolu açık... zaman da bir yorumcudur, o da söyle sözünü, itiraz edilmez... bazı şeylerin hükmü zamanla değişir, yani kimi metinler zamana ve zemine göre yeniden yorumlanabilir... kuran bize bu imkanı tanıyor... çünkü, tüm zamanlara hitap eden bir kitaptır o...


üçüncüsü, "dost edinmeme nedeni nedir?" sorusunun cevabına bakmak gerekiyor... bu hükmün gerçek sebebi, onların nitelikleri... özellikleri... bu iki dine ayna olmaları... kişinin bir sıfatı, onun tümü demek değildir... sevgi ya da nefret bir insanın zatından kaynaklanmaz, sıfatından kaynaklanır... yani, niteliklerine bakarak severiz ya da sevmeyiz insanları... bazen de, bir yönünü severiz de, başka bir yönünü sevmeyiz... biz biliyoruz ki, ya da bilmeliyiz ki, her müslümanın her sıfatı müslüman olamıyor... yine, her gayrimüslimin de her sıfatı gayrimüslim olmaz... öyleyse, bir yahudinin ya da hristiyanın güzel bir sıfatını beğenmek, tekdir etmek, bu nedenle onunla işbirliği yapmak, gerekiyorsa ondan birşeyler almak niçin yasak olsun... dinimizde bir yahudi ya da hristiyan kadınla evlenmek helaldir... hanımı hristiyan olan müslüman bir erkek onu elbette sevecek! onu dini bir sıfattır, evet, ama, hanım olma sıfatı da var, erkek  bu sıfatından dolayı hanımını sevebilir, sevmeli...


meselenin bir başka yönü daha var... dedik ya, zaman da bir yorumcudur, sözünü söyler, itiraz edilmez... bununla da ilgili... bu ayetlerin inme dönemini düşün... peygamberimiz zamanında büyük bir dönüşüm gerçekleştirildi. bütün zihinler dine çevrildi.. sevginin de, nefretin de tek ölçüsü din idi... bu nedenle, müslüman olmayanlara sevgide bir münafıklık kokusu seziliyordu... çünkü, sınırlar kesin bir biçimde çizilmişti... oysa, şimdiki zamanda asıl mesele, medeniyettir, bilimdir, tekniktir... tüm insanların zihni, bakışı bu noktaya çevrili... onların elindeki teknikleri almak, bu nedenle yakınlaşmak hiçbir şekilde kuranın yasak kapsamına girmez... bir de, bu dinlerin mensuplarıyla asayiş noktasında yakınlaşmak zorunlu hale gelmiştir... barış için, karşılıklı yardımlaşma için, dünyanın daha yaşanır bir hale gelmesi için elbette el ele vermek gereecek... dünya bir köye döndü...


şu halde sen, "meri"yi  ya da "sara"yı hristiyan ya da yahudi olmaları sbebiyle değil, birer insan, birer komşu, güzel nitelikleri de olan birer arkadaş olmaları nedeniyle sevebilirsin... insanlar, ya dinde kardeşin ya da insanlıkta hemcinsin... sevmemek olur mu..? yasak, onları senin inancına aykırı özelliklerinden dolayı sevmekte, onlarla bu nitelikleri dolayısıyla dost olmaktadır... bu çetrefil konuyu ne kadar anlatabildim, bilmiyorum... senin keskin zekana güvenmekten başka da elimden birşey gelmiyor... kapalı noktalar kaldıysa ileride yine konuşuruz...


Kaynak: Ömer Sevinçgül, Deccalin Adamları, s. 107-110

 

Son değişiklik Çarşamba, 09 Kasım 2011 00:59

22 yorumlar

  • Çakır

    NEYZEN KARDEŞİMİZİN ÇARPITMASINA CEVAPTIR http://www.iftiralar.org/573

    İmâm-ı Rabbânî Mektûbât 163 çarpıtmasına cevap...

    Diyalogculara Bir Darbede İmami Rabbani Hazretlerin?den ..!!! Başlıklı iftiralı yazıya cevaptır...

    İDDİA:

    İslâm düşmanlarından,İslamiyet?e saldıranlardan,köpekten kaçar gibi kaçmak,onların pis ve alçak olduklarını bilmek lâzımdır. İslâm dinîne saldıran,bir mevki?,makam sahibi ise ve bir Müslüman?ın bu kimseye bir işi düşerse ve bu işi muhakkak onun yapması icap ederse,abdesthaneye gider gibi,işi bitirinceye kadar yanına gidilir. Fakat yine o alçağa kıymet verecek bir şey söylenmez ve böyle bir hareket yapılmaz. (163. mektup / Mektubat-ı Rabbani)

    Bu mektup;İslâm ile küfrün birbirinin zıddı,tersi olduğunu,İslâm düşmanlarını sevmemeyi bildirmektedir:

    http://www.sapitanlar.com/index.php/diyalog-meselesi-mektup/



    CEVAP: Bu mektup;Müslümanlarla Zulmeden,Alaya alan,savaşan ve İslam?a açıktan düşmanlığını ilan eden Kafir ve Münafıklara ?SERT? olmak gerektiğini bildirmektedir. Ancak Kuran-ı Kerimde

    ÂLİ İMRÂN - 113 "Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir."

    demektedir. Demek ki kafirlerin bir kısmı islam düşmanı,müslümanlara zulmeden taifeden değiller. İslam düşmanı olmayan ve müslümanlara zulmetmeyen Ehl-i Kitap kafirlerde vardır ve Kuran-ı Kerim onlara başka türlü hitap etmektedir. Diğer kafirlere ise en güzel yoldan,?yumuşak ve musamaha yolu ile? yani İslamı sevdirerek Tebliğ etme yolunu açık tut! Umulurki,bu şekilde İslam?ın güzelliklerine şahit olurlar ve İman ile müşerreflenirler! Kur?anı Kerim bazı yerlerde Kafirler hakkında sert davranmaktan bahsederken,yine bazı Ayet-i Kerimelerine ?yumuşak? ve ?bağışlayıcı? davranmaktan,?güzel muamele? etmekten bahsetmesi,bahse konu ?sert? davranma fiilinin bütün kafirleri kapsamadığını göstermektedir

    'Allah sizi,din konusunda sizinle savaşmamış,sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten,onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever.' (Mümtehina,8)

    ?İçlerinden zulmedenleri bir yana,ehl-i kitapla ancak,en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki:'Bize indirilene de,size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da,sizin ilâhınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur.? (Ankebut suresi 46)

    Görülüyor ki kafirlerin hepsini bir kefeye koymak,onların tamamını müslümanlara zulmediyor göstermek,ehli kitabın tamamını islam düşmanı göstermek Kuran-ı Kerim in ölçüsüne ve ayetlere de uymamaktadır. Diyalog karşıtı kardeşlerimiz bu gerçekten habersiz olabilir,"İslâm ile küfrün birbirinin zıddı" diyerek bütün kafirleri aynı görebilir. Ancak bu Kuran-ı Kerimle çelişen bu toptancı görüşlerine İmam-ı Rabbani hazretlerine ortak etmeye çalışmaları en başta İmam-ı rabbani hazretlerine hakarettir,iftiradır. İmam-ı Rabbani hazretleri bahsettiğimiz Kafirlere karşı Diyaloğu ve iyi muameleyi emreden Ayetleri bilmiyor mu?,İmam-ı Rabbani hazretleri Müslümanlarla Zulmeden kafirlere takınılması gereken tavrı,bütün gayrimüslümlere gösterilmesi gerektiğini mi iddia ediyor? Elbette Kuran-ı Kerimde çelişki yoktur. İmam-ı Rabbani hazretleri de Kuran-ı Kerim in siyak ve sibak bütünlüğünden habersiz değildir. İşte bu çelişki ?yüzbindefa haşa- Kur?anın değil,?yüzbindefa haşa- İmam-ı Rabbani hazretlerinin değil Kuranı siyak ve sibak bütünlüğü içinde değerlendirmeyen Diyalog karşıtı kardeşlerimizin çelişkisidir !






    İDDİA:..... Bu kimselerle görüşmek,arkadaşlık etmek,çeşitli zararlara sebep olur. Bu zararların en küçüğü,insan onların arasında Allahın emirlerini yapamaz. Küfre sebep olan şeylerden kaçınamaz. Bu vazifeleri yapmağa sıkılır. Arkadaşlarından utanır,çok küçük görünen bu zarar,dikkat edilirse,pek büyüktür...... Bir kimse,kendini Müslüman sanır. Kelime-i tevhit okur. İnanıyorum der. Müslüman olduğunu söyler. Hâlbuki kâfirlerle,münafıklarla görüşerek,konuşarak onun Müslümanlığı,imanı saf ve temiz kalmaz. Hatta büsbütün gider de,farkında bile olmaz. Allahü teâlâ,hepimizi,nefislerimizin kötülüğünden ve amellerimizin bozuk olmasından korusun!?....... (163. mektup / Mektubat-ı Rabbani)

    Allahü teâlânın dinîne saldıranlar ile arkadaşlık etmek,onlarla görüşmek,insanı Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine ?aleyhissalâtü vesselâm? düşman olmağa kadar sürükler.

    http://www.sadakat.net/mektubat/mektubat163.htm

    CEVAP: Yine burada İmam-ı Rabbani hazretlerinin kafirlerle arkadaşlıktan kastı müslümanlara zulmeden kafirlerle türlü sırrınızı paylaşmak,sıkı-fıkı bir ilişki içinde olmak,onlardan gelen her habere hemen itimat etmek ve onlara yardaklık etmektir. Bu çeşit haram olan dostluktur zaten... Ancak İslamı temsil ve tebliğ noktasında Diyalog kurmak,onlara adaletle hükmetmek,iyilik yapmak yasaklanmamıştır ve helal olan dostlukta budur. İmam Rabbani hazretleri kafirlerle görüşmenin helal ve haram olan çeşidini bilmeyecek birimidir. Elbette bu cahillik?yüzbindefa haşa- İmam-ı Rabbani hazretlerinin değil Kuranı siyak ve sibak bütünlüğü içinde değerlendirmeyen Diyalog karşıtı kardeşlerimizin cahilliğidir !

    Hocaefendinin Papaya YAzdığı Mektuptada Belirttiği Gibi "Bizim Amacımızda Yanlış Tanıtılan İslamı Anlatmak Ve İslamı Tebliğ etmektir".

    Kur?anın bu hükmüde,yine siyak ve sibak bütünlüğünde ele alınmadığında,yanlış anlam çıkarmalarda adetten olmakta ve sanki Kur?anı Kerim bütün Yahudi ve Hırsitiyanları dost edinmeyin şeklinde algılayanlar olabilmektedir.

    Merhum Elmalı Hamdi Yazır bu Ayeti Kerime için bakın Tefsirinde ne diyor:

    ?Yahudi ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlara velî olmayınız değil,onları velî tutmayınız,itimat edip de yâr tanımayınız,yardaklık etmeyiniz. Velâyetlerine,hükümlerine yardımlarına müracaat etmek,mühim işlerin başına getirmek şöyle dursun,onlara gerçek bir dost gibi tam bir samimiyetle itimat edip de kendinizi kaptırmayınız. Özetle onları dost olur sanıp da yakın dostlarınız gibi sıkı fıkı beraberliklere dalmayınız,tuzaklarına düşmeyiniz,isteklerine iştirak etmeyiniz. Görülüyor ki ?Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız? buyurulmamış,?Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz? buyurulmuştur. Çünkü ?Allah sizi,din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten,onlara adaletli davranmaktan men etmez.? (Mümtehine,60/8 ) buyurulmuştur. Şu halde müminler yahudi ve hıristiyanlara iyilik etmekten,dostluk yapmaktan,onlara âmir olmaktan yasaklanmış ve men edilmiş değil,onları dost edinmekten,yardaklık etmekten yasaklanmışlardır.?

    Yani özetle:

    Görülüyor ki ?Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız? buyurulmamış,?Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz? buyurulmuştur.

    ?Dost edinmek? ile ?Tebliğ niyetli dost olmak? arasındaki Farka VURGU yapıyor,

    1-) Haram olan ?Dost edinmek?:Onlara her türlü sırrınızı paylaşmak,sıkı-fıkı bir ilişki içinde olmak,onlardan gelen her habere hemen itimat etmek ve onlara yardaklık etmek yasaklanırken,

    2-) Helal olan ?Dost olmak?:İslamı temsil ve tebliğ noktasında Diyalog kurmak,onlara adaletle hükmetmek,iyilik yapmak olarak sıralayabiliriz.

    Şayet,bu hususu böyle anlamamış olursak,bazı Ayeti Kerimler arasında -haşa- çelişki meydana gelmiş olurki,bu ise Kur?ana değil,Diyalog karşıtı kardeşlerimize münhasır bir vasıftır:

    Maide 5:?. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi,????ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar,zina etmeksizin,gizli dost tutmaksızın,namuslu bir şekilde mehirlerini ödediğiniz takdirde,size helâldir.?

    Yani,Ayeti Kerime ile,EHL-İ KİTAB tan kız almak ve onların yediğinden yemek yemek Helaldir. Şimdi şayet (Maide:51) de geçen Dost edinmeyi,Elmalı ve diğer tefsirciler gibi anlamaz ve HER KAFİRİ DÜŞMAN addedersek,o zaman Kuran-ı Kerim hem Kafir Ehl-i Kitabın kızını bir eş olarak almaya ruhsat verirken,hemde Düşman olmayı öğütlemiş olurki,o zaman -haşa-Kuranı çeliştirmiş oluruz.

    Doğrusu tabiki Elmalı Hamdi Yazır?ın merhumun dediği gibidir.


    Konuya bir de Bediüzzaman Hazretlerinin bu Ayeti Kerimenin Tefsiri ile devam edelim:

    Bediüzzaman Hazretleri,Kur?anda men edilen ?Yahudi ve hristiyanlarla dost olmayın (Maide,5/51) Ayeti Kerimesinin tefsirinde,?Delil,katiü?l-metin olduğu gibi katiü?d-delalet olmak gerektir,? diyerek,yahudiler ve hıristiyanlarla diyalog ve dostluk kurmanın yasak olduğuna dair delilin Kur?an?ın ayetleri gibi sağlam bir metne dayandırılmasına rağmen,kastedilen anlamın kesin olmadığını belirterek,Yahudi ve Hristiyanlarla dost olmaya men değil,tahrif olan yahudilik dini ile yine tahrif olan hristiyanlık dinine dost olmaya nehy olduğunu belirtmektedir. Şayet bu Ayeti Kerimeyi böyle bir anlam verilmemiş olunursa,yine Bediüzzamanın ?Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!? ifadesinde dediği üzere,Ehl-i Kitab hanımları ile evlenmeye ruhsatı belirten (Maide .5/5 ) Ayeti ile çelişeceğine vurgu yapmaktadır. Çünkü,hem dost edinmeyin hemde Hanımları ile evlenmenizde bir sakınca olmaz anlayışı,Kur?anın siyak ve sibak bütünlüğünü zedelemektedir. Tefsirin devamında,Asr-ı Sadet döneminde,İslamın yeni nuzülü ile meydana gelen yeni bir Manevi inkılabat olduğundan,Sahabeyi Kiram bütün kıstaslarını bu noktadan yapmaktalardı,ve bu Din noktasında muhabbet veya düşmanlık beslerlerdi . Buna istinaden,Asrı Saadet döneminde gayri müslimlere muhabbette bir nifak endişesi vardı . Ancak,günümüzde yaşanana inkılabat manevi değil bir nevi medeni ve dünyevi bir inkılabat olduğundan,kıstas olarak medeniyeti nazara almak esastır. Zaten,gayri müslimlerin çoğu da dinlerine bağlı olmadıklarından,onlarla dost olmak,hem medeniyet ve gelişmişlikleri noktasına hemde Dünyevi Barış ve Huzurun temini içindir. Bundan dolayı,Kur?andaki nehiy bunun kesinlikle kapsamamaktadır ! (Münazarat,Sayfa 71)

    Ayrıca diyebilirizki,Hıristiyan ve Yahudilerle Dost olmayı nehy,tümü ile dost olmayı nehy şeklinde algılayanlar,Kur?anın şu Ayetlerini görmemezlikten geldiklerine üzülerek şahit olmaktayız:

    Allah,sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz.? (Mümtehine,8,)

    ?Zulmedenleri hariç,ehl-i kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin:?Biz,hem bize indirilen kitaba,hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah?ımız da sizin İlah?ınız da bir ve aynı İlah?tır ve biz O?na gönülden teslim olduk.? (Ankebut,46)

    De ki:?Ey ehl-i kitap,sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye gelin:Allah?tan başkasına ibadet etmeyelim ve O?na hiçbir şeyi ortak koşmayalım;Allah?ı bırakıp da,kimimiz kimimizi rabler de edinmesin.? (Âl-i İmrân,64)







    İDDİA: İslâm dinîne saldıran,bir mevki?,makam sahibi ise ve bir Müslüman?ın bu kimseye bir işi düşerse ve bu işi muhakkak onun yapması icap ederse,abdesthaneye gider gibi,işi bitirinceye kadar yanına gidilir. Fakat yine o alçağa kıymet verecek bir şey söylenmez ve böyle bir hareket yapılmaz(163. mektup / Mektubat-ı Rabbani) Allahü teâlânın dinîne saldıranlar ile arkadaşlık etmek,onlarla görüşmek,insanı Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine ?aleyhissalâtü vesselâm? düşman olmağa kadar sürükler.



    CEVAP: İslam düşmanlarıyla diyalog yapılmıyor...

    Günümüz dünyasında müslümanlara zulmeden ve kardeşlerimizi mağdur eden Evangelist Hıristiyanlar (ABD) ile Siyonist Yahudiler (İsrail) dir.

    Halbuki,Diyalog toplantılarında,ne Evangelsitler nede Siyonistler yoktur,olamazlar. Onlar bu toplantılara girmek istediklerinde karşılarına ilk önce bu zulümlerden vazgeçmeleri isteneceği için katılamamaktadırlar. Diyalog Dünya Barışına katkı sağlama sloganı ile ortaya çıktığı için,onlar barış istememektedirler.

    Dolaysıyla,nasıl ki,Şii veya Vehhabi müslümanlığına bakıp İslamın tümü hakkında yorum yapmak yanlış ise,evangelist hıristiyanlara bakıp tüm hıristiyanları aynı kefeye koymak veya siyonist Yahudilere bakıp tüm yahudileri siyonist addetmek aynı yanlışın bir tezahürü olacaktır.

    İçlerinden zulmedenler hariç,Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin:?Biz,bize indirilene de,size indirilene de inandık. Bizim ilahımız ve sizin ilahınız birdir (aynı ilahtır). Biz sadece ona teslim olmuş kimseleriz.? (Ankebut Suresi,29/46)

    Bu açıdan,bugün olduğu gibi Doğru kişilerle yapılan Diyalog çalışmaları Dünya Barışını tesisi adına en etkili bir yöntem olarak karşımızda durmaktadır ve inanıyoruzki inşallah önümüzdeki birkaç sene içinde,başta Filistin olma üzere Ümmet-i Muhammedin mazlumiyeti ve mağduriyeti sonuçlanacaktır. Diğer alternatif yaklaşımların,bu mazlumiyeti gideremediği ortadadır. Bu zaviyeden,tek çözüm Ehl-i Kitabın ehl-i vicdan ve insaf Sahiblerini insanlık adına Dünya Barışı adına Diyalog yapıp,bunu müsbet bir baskı unsuru olarak değerlendirmektir.

    Bir hususa daha değinemden geçemiyeceğim:Diyalog yapanlara karşı yukarıdaki soruya ilave olarak:" Filistinde,Irakta müslüman hanımların ırzlarını iğfal edenlerle nasıl Diyalog yapılır ?" şeklinde eksik bilgilenme sonucu yapılan ithamlara üzülüyor ve şunu demek geliyor içimizden:" Siz bu yaklaşımınızda samimi iseniz,neden hala oradaki mazlum kardeşlerimizin yanına gidip savaşmıyorsunuz ? Neden -bağışlayın - bu işin lafazanlığı yerine gereğini yerine getirmiyorsunuz o zaman ?

    Evet,Diyaloğu doğru muhatablarla yapılmasını emreden Kur'an-ı Kerim olduğu göz önünde bulundurlmalı ve Ülkemizin Dünya muvazenesinde hak ettiği yeri alıncaya kadar,Kavl-i Leyyineyi elden bırakmamalaıyız...







    İDDİA: Hâlbuki kâfirlerle,münafıklarla görüşerek,konuşarak onun Müslümanlığı,imanı saf ve temiz kalmaz. Hatta büsbütün gider de,farkında bile olmaz.(163. mektup / Mektubat-ı Rabbani)

    CEVAP: Müslümanlara zulmetmeyen Kitap ehli Hristiyan ve Yahudilerle görüşmenin dinimizde bir sakıncası mı var ki??? İmam-ı Rabbani hazretlerinin Ehl-i Kitap kafirleri,Kitapsız kafirleri ve münafıkları birbirinden ayırmayı bilemeyeceğini mi zannediyorsunuz?

    Siz din müntesipleri ile diyalog yapma konusunda endişeleriniz olabilir. Hatta ben islamı yeterince bilmiyor ve doğru şekilde temsil edemiyorken histiyanlarla görüşürsem beni de hristiyan yaparlar diye düşünebilirsiniz. Bunun sebebi kendi değerlerinize güvenmiyor olmanızdan kaynaklanıyor. Asıl bunu dillendirmeniz doğru değil. Eğer güzel meyveleriniz varsa bunları pazarda,panayırda sergilemekten gurur duyarsınız. Güzel eserleriniz varsa bunları müzelerde,sergilerde göstermek gerekir. Manevi değerlerimiz sahip olduğumuz en değerli şeydir. Bunu herkese tanımalı,bilmeli... Yetiştirğimiz bu meyveleri zehirli sananlara baldan tatlı ve şifalı olduklarını anlatmalıyız. Bunun neresi yanlış. Bu güzel değerlerimiz ne kadar çok kişi tarafından tanınırsa o kadar yücelir. Bu meyvelerimize sahip olmayanlarda bu güzelliklerin farkına varırsa onlarda bu güzel meyvelerden yetiştirmek onlara sahip olmak ister. Şimdiye kadar bu meyvelere sahip olmak isteyen on binlerce hristiyan musevi,yüzlerce din adamı gördük. Diyaloğun meyvelerinden yiyipte iman edenler arttıkça diyalog karşıtlarının telaşıda artmaya başladı. Neden acaba?

    Kendi dini bilgilerinin yetersizliğini sebep gösterip,beni hristiyan yaparlar diye korkanlar,kendi dininin islamın tek hak din olduğuna inancı tam olmadığı için herkesi kendi gibi sanıp diyalog karşıtlığı yapanlar. Kendi değerlerine güvenmeyenler,çarşı pazarda sunacak güzel meyveleri,hayran olunacak kültürel ve ahlaki değeleri olmayanlar ehl-i kitapla görüşmesin.. Hrstiyanlara islamın güzelliklerini göstermek yerine kendi iç çirkinlerini sergileyip islama sıcak bakanları daha çok islamdan soğutacak olanlar uzak dursunlar diyalogtan,islama zarar vermesinler. Bize de iftiralarla engel olup islamın dünyaya inkişafına mani olmasınlar.

    Her şeyden önce Peygamberimiz (sav) Hristiyan ve Yahudilerle hem görüşmüş ve hem de ticaret yapmıştır. Hatta hicret ederken bir Hristiyana borçlu olarak hicret etmiş ve ücretini vermek üzere Hazreti Ali'ye parasını vermiştir.

    Bu gün İstanbul'da yüzlerce kilise vardır. Azımsanmayacak kadar Hristiyan ve Yahudi vardır. Bunların hepsi tarih boyunca Osmanlılar ile birlikte yaşamışlardır. Şimdi de bizimle yaşamaktadırlar. Aldığımız malların çoğu onlara aittir. Demek ki bir sakınca yoktur.

    Kaldı ki onlarla görüşmeden,konuşmadan dinimizi nasıl anlatacağız. Onların Müslüman olma hakları yok mudur? İslam onlara haram mıdır? İletişim kurmadan din nasıl anlatılacaktır? Onları Allah yaratmamış mıdır? Efendimiz (sav),Yahudilerin geçen cenazelerine bile ayağa kalkardı. Maalesef bu konuda hoşgörü,dünya barışı,kardeşlik ve diyalog gibi kavramlara savaş ilan eden kardeşlerimiz İmam-ı Rabbani hazretlerini kendi Kuran-ı Kerim in siyak ve sibak bütünlüğüyle çelişen düşüncelerine alet ediyor ve İmam-ı Rabbani hazretlerinin sözlerini deccalane cerbezelerle çarpıtarak ona iftira atıyorlar.

    Kuran?da bütün Müslümanlara öğütlenen davranış şekli,Kitap Ehli?ne sevgi,saygı şefkat ve merhamet ile yaklaşmak,onları koruyup kollamak,onların ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamak şeklindedir.

    Kitap Ehli?nin hükmü Kuran?da açıkça belirtilmiştir,bu hüküm Peygamberimiz (sav)?in fiili sünnetiyle de çok açıktır. İslamiyet yalnızca Müslümanların rahatlığı ve huzuru üzerine kurulu değildir. Kuran,Kitap Ehli?nin de var olduğunu belirtmektedir. Ali İmran 11. ayette "Ehl-i kitabın hepsi bir değildir" demektedir. Kuran?a göre Kitap Ehli da rahat edecek,huzur içinde yaşayacak ve Müslümanlar tarafından korunacaklardır. Kitap Ehli ile kardeşçe yaşamak,onlarla görüşmek,konuşmak,sohbet etmek bir güzelliktir. Kuran?a göre Kitap Ehli ile evlenilebilir,onların yemeklerinden yenilir,onlarla ticari ilişkiler içinde olunabilir,sosyal bağlantılar kurulabilir. Kitap Ehli?ne şefkat ve sevgi,İslam dininin bir gereğidir,Müslümanlar için bir ibadettir. Allah ayetinde şöyle belirtir:

    Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal,sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü?minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da,namuslu,fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa,elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır. (Maide Suresi,5)

    Kitap Ehli?ne sevgi ve şefkat gösterilmesi ile ilgili Kuran ayetlerini buradan okuyabilirsiniz.

    Peygamber Efendimiz (sav)?in Kitap Ehli ile ilgili bazı hadisleri şöyledir:

    ?Bir zimmiyi (Kitap Ehli?nden sorumluluk altına alınan kişiler) haksız yere öldüren cennetin kokusunu duyamaz. Halbuki onun kokusunu kırk yıllık yoldan duyabilir.? (Buhari,Cizye,5)

    ?Her kim zımmiye zulmeder veya taşımaktan aciz olduğu yükü yüklerse,o kimsenin hasmıyım.?

    ?Kim bir muahime zulmeder veya gücünün üstünde bir iş yükler ya da zorla ondan bir şey alırsa kıyamet günü ben onun hasmıyım.? (Ebu Davud,Harac,31-33)

    ?Kim bir zimmiye eziyet ederse ben onun davacısıyım. Ben kime (bu dünyada) davacı olursam,kıyamet gününde de davacı olurum.? (Acluni,Keşfu?l-Hafa? II,218)

    ?Sakının! Kim,böyle insanlara (yani kendileriyle anlaşma yapılmış olanlara) zalim ve sert olursa,onların haklarını kısarsa veya tahammül edebileceğinden fazlasını yüklerse veya hür iradeleri dışında onlardan bir şey alırsa,hüküm günü onlardan ben davacı olacağım.? (Ebu Davut,Cihat;(İslamda Devlet Nizamı,Ebu-l A?la-El Mevdudi,Hilal Yayınları,1967,s. 71)

    Hz. Ömer zamanında fethedilen ülkelerin hiçbirinde,tek bir ibadet yerine bile,hiçbir zaman saygıda kusur edilmemiştir. Ebu Yusuf yazıyor:?Bütün ibadet yerleri olduğu gibi bırakıldı. Ne onlar yerle bir edildi,ne de mağluplar eşya ve mallarından yoksun bırakıldı.? (Ebu Yusuf,Kitab-ül Haraç;İslamda Devlet Nizamı,Ebu-l A?la-El Mevdudi,Hilal Yayınları,1967,s. 74)

    Hz. Ali:?Her kim ki bizim zımmimizdir,onun kanı bizimki kadar kutsaldır,malları bizim mallarımız kadar tecavüzden masundur? dedi. Başka bir kaynakta,Hz. Ali?nin şöyle dediği naklediliyor:?Zımmi durumunu açıkça kabul edenlerin malları ve hayatları bizimki (yani Müslümanlarınki) gibi kutsaldır.? (İslamda Devlet Nizamı,Ebu-l A?la-El Mevdudi,Hilal Yayınları,1967,s. 76)

    Hz. Peygamber (s.a.v.),Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka?b ve dindaşlarına yazdırdığı anlaşma metninde:?Şarkta ve Grapta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri,kiliseleri,canları,ırzları ve malları Allah?ın,Peygamber?in ve tüm müminlerin himayesindedir. Nasraniyet dini üzere yaşayanlardan hiç kimse kerhen İslam?a icbar edilmeyecektir. Hıristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar? maddelerini yazdırdıktan sonra:?Ehl-i Kitap ile ancak en güzel yöntemlerle mücadele edin? (Ankebut,29/46) ayetini okudu.? (İbn Hişam,Ebu Muhammed Abdulmelik,(v.218/834),es-Siretü?n-Nebeviyye,Daru?t-Turasi?l-Arabiyye,Beyrut,1396/1971,IV/241-242;Hamidullah,el-Vesaik,s.154-155,No.96-97;Doğu Batı kaynaklarında birlikte yaşama,s.95)

    Çakır Cuma, 17 Şubat 2012 00:54 Yorum Bağlantısı
  • Çakır

    NEYZEN KARDEŞİMİZİN ÇARPITMASINA CEVAPTIR http://www.iftiralar.org/573

    İmâm-ı Rabbânî Mektûbât 163 çarpıtmasına cevap...

    Diyalogculara Bir Darbede İmami Rabbani Hazretlerin?den ..!!! Başlıklı iftiralı yazıya cevaptır...

    İDDİA:

    İslâm düşmanlarından,İslamiyet?e saldıranlardan,köpekten kaçar gibi kaçmak,onların pis ve alçak olduklarını bilmek lâzımdır. İslâm dinîne saldıran,bir mevki?,makam sahibi ise ve bir Müslüman?ın bu kimseye bir işi düşerse ve bu işi muhakkak onun yapması icap ederse,abdesthaneye gider gibi,işi bitirinceye kadar yanına gidilir. Fakat yine o alçağa kıymet verecek bir şey söylenmez ve böyle bir hareket yapılmaz. (163. mektup / Mektubat-ı Rabbani)

    Bu mektup;İslâm ile küfrün birbirinin zıddı,tersi olduğunu,İslâm düşmanlarını sevmemeyi bildirmektedir:

    http://www.sapitanlar.com/index.php/diyalog-meselesi-mektup/



    CEVAP: Bu mektup;Müslümanlarla Zulmeden,Alaya alan,savaşan ve İslam?a açıktan düşmanlığını ilan eden Kafir ve Münafıklara ?SERT? olmak gerektiğini bildirmektedir. Ancak Kuran-ı Kerimde

    ÂLİ İMRÂN - 113 "Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir."

    demektedir. Demek ki kafirlerin bir kısmı islam düşmanı,müslümanlara zulmeden taifeden değiller. İslam düşmanı olmayan ve müslümanlara zulmetmeyen Ehl-i Kitap kafirlerde vardır ve Kuran-ı Kerim onlara başka türlü hitap etmektedir. Diğer kafirlere ise en güzel yoldan,?yumuşak ve musamaha yolu ile? yani İslamı sevdirerek Tebliğ etme yolunu açık tut! Umulurki,bu şekilde İslam?ın güzelliklerine şahit olurlar ve İman ile müşerreflenirler! Kur?anı Kerim bazı yerlerde Kafirler hakkında sert davranmaktan bahsederken,yine bazı Ayet-i Kerimelerine ?yumuşak? ve ?bağışlayıcı? davranmaktan,?güzel muamele? etmekten bahsetmesi,bahse konu ?sert? davranma fiilinin bütün kafirleri kapsamadığını göstermektedir

    'Allah sizi,din konusunda sizinle savaşmamış,sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten,onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever.' (Mümtehina,8)

    ?İçlerinden zulmedenleri bir yana,ehl-i kitapla ancak,en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki:'Bize indirilene de,size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da,sizin ilâhınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur.? (Ankebut suresi 46)

    Görülüyor ki kafirlerin hepsini bir kefeye koymak,onların tamamını müslümanlara zulmediyor göstermek,ehli kitabın tamamını islam düşmanı göstermek Kuran-ı Kerim in ölçüsüne ve ayetlere de uymamaktadır. Diyalog karşıtı kardeşlerimiz bu gerçekten habersiz olabilir,"İslâm ile küfrün birbirinin zıddı" diyerek bütün kafirleri aynı görebilir. Ancak bu Kuran-ı Kerimle çelişen bu toptancı görüşlerine İmam-ı Rabbani hazretlerine ortak etmeye çalışmaları en başta İmam-ı rabbani hazretlerine hakarettir,iftiradır. İmam-ı Rabbani hazretleri bahsettiğimiz Kafirlere karşı Diyaloğu ve iyi muameleyi emreden Ayetleri bilmiyor mu?,İmam-ı Rabbani hazretleri Müslümanlarla Zulmeden kafirlere takınılması gereken tavrı,bütün gayrimüslümlere gösterilmesi gerektiğini mi iddia ediyor? Elbette Kuran-ı Kerimde çelişki yoktur. İmam-ı Rabbani hazretleri de Kuran-ı Kerim in siyak ve sibak bütünlüğünden habersiz değildir. İşte bu çelişki ?yüzbindefa haşa- Kur?anın değil,?yüzbindefa haşa- İmam-ı Rabbani hazretlerinin değil Kuranı siyak ve sibak bütünlüğü içinde değerlendirmeyen Diyalog karşıtı kardeşlerimizin çelişkisidir !






    İDDİA:..... Bu kimselerle görüşmek,arkadaşlık etmek,çeşitli zararlara sebep olur. Bu zararların en küçüğü,insan onların arasında Allahın emirlerini yapamaz. Küfre sebep olan şeylerden kaçınamaz. Bu vazifeleri yapmağa sıkılır. Arkadaşlarından utanır,çok küçük görünen bu zarar,dikkat edilirse,pek büyüktür...... Bir kimse,kendini Müslüman sanır. Kelime-i tevhit okur. İnanıyorum der. Müslüman olduğunu söyler. Hâlbuki kâfirlerle,münafıklarla görüşerek,konuşarak onun Müslümanlığı,imanı saf ve temiz kalmaz. Hatta büsbütün gider de,farkında bile olmaz. Allahü teâlâ,hepimizi,nefislerimizin kötülüğünden ve amellerimizin bozuk olmasından korusun!?....... (163. mektup / Mektubat-ı Rabbani)

    Allahü teâlânın dinîne saldıranlar ile arkadaşlık etmek,onlarla görüşmek,insanı Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine ?aleyhissalâtü vesselâm? düşman olmağa kadar sürükler.

    http://www.sadakat.net/mektubat/mektubat163.htm

    CEVAP: Yine burada İmam-ı Rabbani hazretlerinin kafirlerle arkadaşlıktan kastı müslümanlara zulmeden kafirlerle türlü sırrınızı paylaşmak,sıkı-fıkı bir ilişki içinde olmak,onlardan gelen her habere hemen itimat etmek ve onlara yardaklık etmektir. Bu çeşit haram olan dostluktur zaten... Ancak İslamı temsil ve tebliğ noktasında Diyalog kurmak,onlara adaletle hükmetmek,iyilik yapmak yasaklanmamıştır ve helal olan dostlukta budur. İmam Rabbani hazretleri kafirlerle görüşmenin helal ve haram olan çeşidini bilmeyecek birimidir. Elbette bu cahillik?yüzbindefa haşa- İmam-ı Rabbani hazretlerinin değil Kuranı siyak ve sibak bütünlüğü içinde değerlendirmeyen Diyalog karşıtı kardeşlerimizin cahilliğidir !

    Hocaefendinin Papaya YAzdığı Mektuptada Belirttiği Gibi "Bizim Amacımızda Yanlış Tanıtılan İslamı Anlatmak Ve İslamı Tebliğ etmektir".

    Kur?anın bu hükmüde,yine siyak ve sibak bütünlüğünde ele alınmadığında,yanlış anlam çıkarmalarda adetten olmakta ve sanki Kur?anı Kerim bütün Yahudi ve Hırsitiyanları dost edinmeyin şeklinde algılayanlar olabilmektedir.

    Merhum Elmalı Hamdi Yazır bu Ayeti Kerime için bakın Tefsirinde ne diyor:

    ?Yahudi ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlara velî olmayınız değil,onları velî tutmayınız,itimat edip de yâr tanımayınız,yardaklık etmeyiniz. Velâyetlerine,hükümlerine yardımlarına müracaat etmek,mühim işlerin başına getirmek şöyle dursun,onlara gerçek bir dost gibi tam bir samimiyetle itimat edip de kendinizi kaptırmayınız. Özetle onları dost olur sanıp da yakın dostlarınız gibi sıkı fıkı beraberliklere dalmayınız,tuzaklarına düşmeyiniz,isteklerine iştirak etmeyiniz. Görülüyor ki ?Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız? buyurulmamış,?Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz? buyurulmuştur. Çünkü ?Allah sizi,din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten,onlara adaletli davranmaktan men etmez.? (Mümtehine,60/8 ) buyurulmuştur. Şu halde müminler yahudi ve hıristiyanlara iyilik etmekten,dostluk yapmaktan,onlara âmir olmaktan yasaklanmış ve men edilmiş değil,onları dost edinmekten,yardaklık etmekten yasaklanmışlardır.?

    Yani özetle:

    Görülüyor ki ?Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız? buyurulmamış,?Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz? buyurulmuştur.

    ?Dost edinmek? ile ?Tebliğ niyetli dost olmak? arasındaki Farka VURGU yapıyor,

    1-) Haram olan ?Dost edinmek?:Onlara her türlü sırrınızı paylaşmak,sıkı-fıkı bir ilişki içinde olmak,onlardan gelen her habere hemen itimat etmek ve onlara yardaklık etmek yasaklanırken,

    2-) Helal olan ?Dost olmak?:İslamı temsil ve tebliğ noktasında Diyalog kurmak,onlara adaletle hükmetmek,iyilik yapmak olarak sıralayabiliriz.

    Şayet,bu hususu böyle anlamamış olursak,bazı Ayeti Kerimler arasında -haşa- çelişki meydana gelmiş olurki,bu ise Kur?ana değil,Diyalog karşıtı kardeşlerimize münhasır bir vasıftır:

    Maide 5:?. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi,????ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar,zina etmeksizin,gizli dost tutmaksızın,namuslu bir şekilde mehirlerini ödediğiniz takdirde,size helâldir.?

    Yani,Ayeti Kerime ile,EHL-İ KİTAB tan kız almak ve onların yediğinden yemek yemek Helaldir. Şimdi şayet (Maide:51) de geçen Dost edinmeyi,Elmalı ve diğer tefsirciler gibi anlamaz ve HER KAFİRİ DÜŞMAN addedersek,o zaman Kuran-ı Kerim hem Kafir Ehl-i Kitabın kızını bir eş olarak almaya ruhsat verirken,hemde Düşman olmayı öğütlemiş olurki,o zaman -haşa-Kuranı çeliştirmiş oluruz.

    Doğrusu tabiki Elmalı Hamdi Yazır?ın merhumun dediği gibidir.


    Konuya bir de Bediüzzaman Hazretlerinin bu Ayeti Kerimenin Tefsiri ile devam edelim:

    Bediüzzaman Hazretleri,Kur?anda men edilen ?Yahudi ve hristiyanlarla dost olmayın (Maide,5/51) Ayeti Kerimesinin tefsirinde,?Delil,katiü?l-metin olduğu gibi katiü?d-delalet olmak gerektir,? diyerek,yahudiler ve hıristiyanlarla diyalog ve dostluk kurmanın yasak olduğuna dair delilin Kur?an?ın ayetleri gibi sağlam bir metne dayandırılmasına rağmen,kastedilen anlamın kesin olmadığını belirterek,Yahudi ve Hristiyanlarla dost olmaya men değil,tahrif olan yahudilik dini ile yine tahrif olan hristiyanlık dinine dost olmaya nehy olduğunu belirtmektedir. Şayet bu Ayeti Kerimeyi böyle bir anlam verilmemiş olunursa,yine Bediüzzamanın ?Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!? ifadesinde dediği üzere,Ehl-i Kitab hanımları ile evlenmeye ruhsatı belirten (Maide .5/5 ) Ayeti ile çelişeceğine vurgu yapmaktadır. Çünkü,hem dost edinmeyin hemde Hanımları ile evlenmenizde bir sakınca olmaz anlayışı,Kur?anın siyak ve sibak bütünlüğünü zedelemektedir. Tefsirin devamında,Asr-ı Sadet döneminde,İslamın yeni nuzülü ile meydana gelen yeni bir Manevi inkılabat olduğundan,Sahabeyi Kiram bütün kıstaslarını bu noktadan yapmaktalardı,ve bu Din noktasında muhabbet veya düşmanlık beslerlerdi . Buna istinaden,Asrı Saadet döneminde gayri müslimlere muhabbette bir nifak endişesi vardı . Ancak,günümüzde yaşanana inkılabat manevi değil bir nevi medeni ve dünyevi bir inkılabat olduğundan,kıstas olarak medeniyeti nazara almak esastır. Zaten,gayri müslimlerin çoğu da dinlerine bağlı olmadıklarından,onlarla dost olmak,hem medeniyet ve gelişmişlikleri noktasına hemde Dünyevi Barış ve Huzurun temini içindir. Bundan dolayı,Kur?andaki nehiy bunun kesinlikle kapsamamaktadır ! (Münazarat,Sayfa 71)

    Ayrıca diyebilirizki,Hıristiyan ve Yahudilerle Dost olmayı nehy,tümü ile dost olmayı nehy şeklinde algılayanlar,Kur?anın şu Ayetlerini görmemezlikten geldiklerine üzülerek şahit olmaktayız:

    Allah,sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz.? (Mümtehine,8,)

    ?Zulmedenleri hariç,ehl-i kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin:?Biz,hem bize indirilen kitaba,hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah?ımız da sizin İlah?ınız da bir ve aynı İlah?tır ve biz O?na gönülden teslim olduk.? (Ankebut,46)

    De ki:?Ey ehl-i kitap,sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye gelin:Allah?tan başkasına ibadet etmeyelim ve O?na hiçbir şeyi ortak koşmayalım;Allah?ı bırakıp da,kimimiz kimimizi rabler de edinmesin.? (Âl-i İmrân,64)







    İDDİA: İslâm dinîne saldıran,bir mevki?,makam sahibi ise ve bir Müslüman?ın bu kimseye bir işi düşerse ve bu işi muhakkak onun yapması icap ederse,abdesthaneye gider gibi,işi bitirinceye kadar yanına gidilir. Fakat yine o alçağa kıymet verecek bir şey söylenmez ve böyle bir hareket yapılmaz(163. mektup / Mektubat-ı Rabbani) Allahü teâlânın dinîne saldıranlar ile arkadaşlık etmek,onlarla görüşmek,insanı Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine ?aleyhissalâtü vesselâm? düşman olmağa kadar sürükler.



    CEVAP: İslam düşmanlarıyla diyalog yapılmıyor...

    Günümüz dünyasında müslümanlara zulmeden ve kardeşlerimizi mağdur eden Evangelist Hıristiyanlar (ABD) ile Siyonist Yahudiler (İsrail) dir.

    Halbuki,Diyalog toplantılarında,ne Evangelsitler nede Siyonistler yoktur,olamazlar. Onlar bu toplantılara girmek istediklerinde karşılarına ilk önce bu zulümlerden vazgeçmeleri isteneceği için katılamamaktadırlar. Diyalog Dünya Barışına katkı sağlama sloganı ile ortaya çıktığı için,onlar barış istememektedirler.

    Dolaysıyla,nasıl ki,Şii veya Vehhabi müslümanlığına bakıp İslamın tümü hakkında yorum yapmak yanlış ise,evangelist hıristiyanlara bakıp tüm hıristiyanları aynı kefeye koymak veya siyonist Yahudilere bakıp tüm yahudileri siyonist addetmek aynı yanlışın bir tezahürü olacaktır.

    İçlerinden zulmedenler hariç,Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin:?Biz,bize indirilene de,size indirilene de inandık. Bizim ilahımız ve sizin ilahınız birdir (aynı ilahtır). Biz sadece ona teslim olmuş kimseleriz.? (Ankebut Suresi,29/46)

    Bu açıdan,bugün olduğu gibi Doğru kişilerle yapılan Diyalog çalışmaları Dünya Barışını tesisi adına en etkili bir yöntem olarak karşımızda durmaktadır ve inanıyoruzki inşallah önümüzdeki birkaç sene içinde,başta Filistin olma üzere Ümmet-i Muhammedin mazlumiyeti ve mağduriyeti sonuçlanacaktır. Diğer alternatif yaklaşımların,bu mazlumiyeti gideremediği ortadadır. Bu zaviyeden,tek çözüm Ehl-i Kitabın ehl-i vicdan ve insaf Sahiblerini insanlık adına Dünya Barışı adına Diyalog yapıp,bunu müsbet bir baskı unsuru olarak değerlendirmektir.

    Bir hususa daha değinemden geçemiyeceğim:Diyalog yapanlara karşı yukarıdaki soruya ilave olarak:" Filistinde,Irakta müslüman hanımların ırzlarını iğfal edenlerle nasıl Diyalog yapılır ?" şeklinde eksik bilgilenme sonucu yapılan ithamlara üzülüyor ve şunu demek geliyor içimizden:" Siz bu yaklaşımınızda samimi iseniz,neden hala oradaki mazlum kardeşlerimizin yanına gidip savaşmıyorsunuz ? Neden -bağışlayın - bu işin lafazanlığı yerine gereğini yerine getirmiyorsunuz o zaman ?

    Evet,Diyaloğu doğru muhatablarla yapılmasını emreden Kur'an-ı Kerim olduğu göz önünde bulundurlmalı ve Ülkemizin Dünya muvazenesinde hak ettiği yeri alıncaya kadar,Kavl-i Leyyineyi elden bırakmamalaıyız...







    İDDİA: Hâlbuki kâfirlerle,münafıklarla görüşerek,konuşarak onun Müslümanlığı,imanı saf ve temiz kalmaz. Hatta büsbütün gider de,farkında bile olmaz.(163. mektup / Mektubat-ı Rabbani)

    CEVAP: Müslümanlara zulmetmeyen Kitap ehli Hristiyan ve Yahudilerle görüşmenin dinimizde bir sakıncası mı var ki??? İmam-ı Rabbani hazretlerinin Ehl-i Kitap kafirleri,Kitapsız kafirleri ve münafıkları birbirinden ayırmayı bilemeyeceğini mi zannediyorsunuz?

    Siz din müntesipleri ile diyalog yapma konusunda endişeleriniz olabilir. Hatta ben islamı yeterince bilmiyor ve doğru şekilde temsil edemiyorken histiyanlarla görüşürsem beni de hristiyan yaparlar diye düşünebilirsiniz. Bunun sebebi kendi değerlerinize güvenmiyor olmanızdan kaynaklanıyor. Asıl bunu dillendirmeniz doğru değil. Eğer güzel meyveleriniz varsa bunları pazarda,panayırda sergilemekten gurur duyarsınız. Güzel eserleriniz varsa bunları müzelerde,sergilerde göstermek gerekir. Manevi değerlerimiz sahip olduğumuz en değerli şeydir. Bunu herkese tanımalı,bilmeli... Yetiştirğimiz bu meyveleri zehirli sananlara baldan tatlı ve şifalı olduklarını anlatmalıyız. Bunun neresi yanlış. Bu güzel değerlerimiz ne kadar çok kişi tarafından tanınırsa o kadar yücelir. Bu meyvelerimize sahip olmayanlarda bu güzelliklerin farkına varırsa onlarda bu güzel meyvelerden yetiştirmek onlara sahip olmak ister. Şimdiye kadar bu meyvelere sahip olmak isteyen on binlerce hristiyan musevi,yüzlerce din adamı gördük. Diyaloğun meyvelerinden yiyipte iman edenler arttıkça diyalog karşıtlarının telaşıda artmaya başladı. Neden acaba?

    Kendi dini bilgilerinin yetersizliğini sebep gösterip,beni hristiyan yaparlar diye korkanlar,kendi dininin islamın tek hak din olduğuna inancı tam olmadığı için herkesi kendi gibi sanıp diyalog karşıtlığı yapanlar. Kendi değerlerine güvenmeyenler,çarşı pazarda sunacak güzel meyveleri,hayran olunacak kültürel ve ahlaki değeleri olmayanlar ehl-i kitapla görüşmesin.. Hrstiyanlara islamın güzelliklerini göstermek yerine kendi iç çirkinlerini sergileyip islama sıcak bakanları daha çok islamdan soğutacak olanlar uzak dursunlar diyalogtan,islama zarar vermesinler. Bize de iftiralarla engel olup islamın dünyaya inkişafına mani olmasınlar.

    Her şeyden önce Peygamberimiz (sav) Hristiyan ve Yahudilerle hem görüşmüş ve hem de ticaret yapmıştır. Hatta hicret ederken bir Hristiyana borçlu olarak hicret etmiş ve ücretini vermek üzere Hazreti Ali'ye parasını vermiştir.

    Bu gün İstanbul'da yüzlerce kilise vardır. Azımsanmayacak kadar Hristiyan ve Yahudi vardır. Bunların hepsi tarih boyunca Osmanlılar ile birlikte yaşamışlardır. Şimdi de bizimle yaşamaktadırlar. Aldığımız malların çoğu onlara aittir. Demek ki bir sakınca yoktur.

    Kaldı ki onlarla görüşmeden,konuşmadan dinimizi nasıl anlatacağız. Onların Müslüman olma hakları yok mudur? İslam onlara haram mıdır? İletişim kurmadan din nasıl anlatılacaktır? Onları Allah yaratmamış mıdır? Efendimiz (sav),Yahudilerin geçen cenazelerine bile ayağa kalkardı. Maalesef bu konuda hoşgörü,dünya barışı,kardeşlik ve diyalog gibi kavramlara savaş ilan eden kardeşlerimiz İmam-ı Rabbani hazretlerini kendi Kuran-ı Kerim in siyak ve sibak bütünlüğüyle çelişen düşüncelerine alet ediyor ve İmam-ı Rabbani hazretlerinin sözlerini deccalane cerbezelerle çarpıtarak ona iftira atıyorlar.

    Kuran?da bütün Müslümanlara öğütlenen davranış şekli,Kitap Ehli?ne sevgi,saygı şefkat ve merhamet ile yaklaşmak,onları koruyup kollamak,onların ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamak şeklindedir.

    Kitap Ehli?nin hükmü Kuran?da açıkça belirtilmiştir,bu hüküm Peygamberimiz (sav)?in fiili sünnetiyle de çok açıktır. İslamiyet yalnızca Müslümanların rahatlığı ve huzuru üzerine kurulu değildir. Kuran,Kitap Ehli?nin de var olduğunu belirtmektedir. Ali İmran 11. ayette "Ehl-i kitabın hepsi bir değildir" demektedir. Kuran?a göre Kitap Ehli da rahat edecek,huzur içinde yaşayacak ve Müslümanlar tarafından korunacaklardır. Kitap Ehli ile kardeşçe yaşamak,onlarla görüşmek,konuşmak,sohbet etmek bir güzelliktir. Kuran?a göre Kitap Ehli ile evlenilebilir,onların yemeklerinden yenilir,onlarla ticari ilişkiler içinde olunabilir,sosyal bağlantılar kurulabilir. Kitap Ehli?ne şefkat ve sevgi,İslam dininin bir gereğidir,Müslümanlar için bir ibadettir. Allah ayetinde şöyle belirtir:

    Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal,sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü?minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da,namuslu,fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa,elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır. (Maide Suresi,5)

    Kitap Ehli?ne sevgi ve şefkat gösterilmesi ile ilgili Kuran ayetlerini buradan okuyabilirsiniz.

    Peygamber Efendimiz (sav)?in Kitap Ehli ile ilgili bazı hadisleri şöyledir:

    ?Bir zimmiyi (Kitap Ehli?nden sorumluluk altına alınan kişiler) haksız yere öldüren cennetin kokusunu duyamaz. Halbuki onun kokusunu kırk yıllık yoldan duyabilir.? (Buhari,Cizye,5)

    ?Her kim zımmiye zulmeder veya taşımaktan aciz olduğu yükü yüklerse,o kimsenin hasmıyım.?

    ?Kim bir muahime zulmeder veya gücünün üstünde bir iş yükler ya da zorla ondan bir şey alırsa kıyamet günü ben onun hasmıyım.? (Ebu Davud,Harac,31-33)

    ?Kim bir zimmiye eziyet ederse ben onun davacısıyım. Ben kime (bu dünyada) davacı olursam,kıyamet gününde de davacı olurum.? (Acluni,Keşfu?l-Hafa? II,218)

    ?Sakının! Kim,böyle insanlara (yani kendileriyle anlaşma yapılmış olanlara) zalim ve sert olursa,onların haklarını kısarsa veya tahammül edebileceğinden fazlasını yüklerse veya hür iradeleri dışında onlardan bir şey alırsa,hüküm günü onlardan ben davacı olacağım.? (Ebu Davut,Cihat;(İslamda Devlet Nizamı,Ebu-l A?la-El Mevdudi,Hilal Yayınları,1967,s. 71)

    Hz. Ömer zamanında fethedilen ülkelerin hiçbirinde,tek bir ibadet yerine bile,hiçbir zaman saygıda kusur edilmemiştir. Ebu Yusuf yazıyor:?Bütün ibadet yerleri olduğu gibi bırakıldı. Ne onlar yerle bir edildi,ne de mağluplar eşya ve mallarından yoksun bırakıldı.? (Ebu Yusuf,Kitab-ül Haraç;İslamda Devlet Nizamı,Ebu-l A?la-El Mevdudi,Hilal Yayınları,1967,s. 74)

    Hz. Ali:?Her kim ki bizim zımmimizdir,onun kanı bizimki kadar kutsaldır,malları bizim mallarımız kadar tecavüzden masundur? dedi. Başka bir kaynakta,Hz. Ali?nin şöyle dediği naklediliyor:?Zımmi durumunu açıkça kabul edenlerin malları ve hayatları bizimki (yani Müslümanlarınki) gibi kutsaldır.? (İslamda Devlet Nizamı,Ebu-l A?la-El Mevdudi,Hilal Yayınları,1967,s. 76)

    Hz. Peygamber (s.a.v.),Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka?b ve dindaşlarına yazdırdığı anlaşma metninde:?Şarkta ve Grapta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri,kiliseleri,canları,ırzları ve malları Allah?ın,Peygamber?in ve tüm müminlerin himayesindedir. Nasraniyet dini üzere yaşayanlardan hiç kimse kerhen İslam?a icbar edilmeyecektir. Hıristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar? maddelerini yazdırdıktan sonra:?Ehl-i Kitap ile ancak en güzel yöntemlerle mücadele edin? (Ankebut,29/46) ayetini okudu.? (İbn Hişam,Ebu Muhammed Abdulmelik,(v.218/834),es-Siretü?n-Nebeviyye,Daru?t-Turasi?l-Arabiyye,Beyrut,1396/1971,IV/241-242;Hamidullah,el-Vesaik,s.154-155,No.96-97;Doğu Batı kaynaklarında birlikte yaşama,s.95)

    Çakır Cuma, 17 Şubat 2012 00:54 Yorum Bağlantısı
  • Çakır

    NEYZEN KARDEŞİMİZİN ÇARPITMASINA CEVAPTIR http://www.iftiralar.org/573

    İmâm-ı Rabbânî Mektûbât 163 çarpıtmasına cevap...

    Diyalogculara Bir Darbede İmami Rabbani Hazretlerin?den ..!!! Başlıklı iftiralı yazıya cevaptır...

    İDDİA:

    İslâm düşmanlarından,İslamiyet?e saldıranlardan,köpekten kaçar gibi kaçmak,onların pis ve alçak olduklarını bilmek lâzımdır. İslâm dinîne saldıran,bir mevki?,makam sahibi ise ve bir Müslüman?ın bu kimseye bir işi düşerse ve bu işi muhakkak onun yapması icap ederse,abdesthaneye gider gibi,işi bitirinceye kadar yanına gidilir. Fakat yine o alçağa kıymet verecek bir şey söylenmez ve böyle bir hareket yapılmaz. (163. mektup / Mektubat-ı Rabbani)

    Bu mektup;İslâm ile küfrün birbirinin zıddı,tersi olduğunu,İslâm düşmanlarını sevmemeyi bildirmektedir:

    http://www.sapitanlar.com/index.php/diyalog-meselesi-mektup/



    CEVAP: Bu mektup;Müslümanlarla Zulmeden,Alaya alan,savaşan ve İslam?a açıktan düşmanlığını ilan eden Kafir ve Münafıklara ?SERT? olmak gerektiğini bildirmektedir. Ancak Kuran-ı Kerimde

    ÂLİ İMRÂN - 113 "Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir."

    demektedir. Demek ki kafirlerin bir kısmı islam düşmanı,müslümanlara zulmeden taifeden değiller. İslam düşmanı olmayan ve müslümanlara zulmetmeyen Ehl-i Kitap kafirlerde vardır ve Kuran-ı Kerim onlara başka türlü hitap etmektedir. Diğer kafirlere ise en güzel yoldan,?yumuşak ve musamaha yolu ile? yani İslamı sevdirerek Tebliğ etme yolunu açık tut! Umulurki,bu şekilde İslam?ın güzelliklerine şahit olurlar ve İman ile müşerreflenirler! Kur?anı Kerim bazı yerlerde Kafirler hakkında sert davranmaktan bahsederken,yine bazı Ayet-i Kerimelerine ?yumuşak? ve ?bağışlayıcı? davranmaktan,?güzel muamele? etmekten bahsetmesi,bahse konu ?sert? davranma fiilinin bütün kafirleri kapsamadığını göstermektedir

    'Allah sizi,din konusunda sizinle savaşmamış,sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten,onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever.' (Mümtehina,8)

    ?İçlerinden zulmedenleri bir yana,ehl-i kitapla ancak,en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki:'Bize indirilene de,size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da,sizin ilâhınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur.? (Ankebut suresi 46)

    Görülüyor ki kafirlerin hepsini bir kefeye koymak,onların tamamını müslümanlara zulmediyor göstermek,ehli kitabın tamamını islam düşmanı göstermek Kuran-ı Kerim in ölçüsüne ve ayetlere de uymamaktadır. Diyalog karşıtı kardeşlerimiz bu gerçekten habersiz olabilir,"İslâm ile küfrün birbirinin zıddı" diyerek bütün kafirleri aynı görebilir. Ancak bu Kuran-ı Kerimle çelişen bu toptancı görüşlerine İmam-ı Rabbani hazretlerine ortak etmeye çalışmaları en başta İmam-ı rabbani hazretlerine hakarettir,iftiradır. İmam-ı Rabbani hazretleri bahsettiğimiz Kafirlere karşı Diyaloğu ve iyi muameleyi emreden Ayetleri bilmiyor mu?,İmam-ı Rabbani hazretleri Müslümanlarla Zulmeden kafirlere takınılması gereken tavrı,bütün gayrimüslümlere gösterilmesi gerektiğini mi iddia ediyor? Elbette Kuran-ı Kerimde çelişki yoktur. İmam-ı Rabbani hazretleri de Kuran-ı Kerim in siyak ve sibak bütünlüğünden habersiz değildir. İşte bu çelişki ?yüzbindefa haşa- Kur?anın değil,?yüzbindefa haşa- İmam-ı Rabbani hazretlerinin değil Kuranı siyak ve sibak bütünlüğü içinde değerlendirmeyen Diyalog karşıtı kardeşlerimizin çelişkisidir !






    İDDİA:..... Bu kimselerle görüşmek,arkadaşlık etmek,çeşitli zararlara sebep olur. Bu zararların en küçüğü,insan onların arasında Allahın emirlerini yapamaz. Küfre sebep olan şeylerden kaçınamaz. Bu vazifeleri yapmağa sıkılır. Arkadaşlarından utanır,çok küçük görünen bu zarar,dikkat edilirse,pek büyüktür...... Bir kimse,kendini Müslüman sanır. Kelime-i tevhit okur. İnanıyorum der. Müslüman olduğunu söyler. Hâlbuki kâfirlerle,münafıklarla görüşerek,konuşarak onun Müslümanlığı,imanı saf ve temiz kalmaz. Hatta büsbütün gider de,farkında bile olmaz. Allahü teâlâ,hepimizi,nefislerimizin kötülüğünden ve amellerimizin bozuk olmasından korusun!?....... (163. mektup / Mektubat-ı Rabbani)

    Allahü teâlânın dinîne saldıranlar ile arkadaşlık etmek,onlarla görüşmek,insanı Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine ?aleyhissalâtü vesselâm? düşman olmağa kadar sürükler.

    http://www.sadakat.net/mektubat/mektubat163.htm

    CEVAP: Yine burada İmam-ı Rabbani hazretlerinin kafirlerle arkadaşlıktan kastı müslümanlara zulmeden kafirlerle türlü sırrınızı paylaşmak,sıkı-fıkı bir ilişki içinde olmak,onlardan gelen her habere hemen itimat etmek ve onlara yardaklık etmektir. Bu çeşit haram olan dostluktur zaten... Ancak İslamı temsil ve tebliğ noktasında Diyalog kurmak,onlara adaletle hükmetmek,iyilik yapmak yasaklanmamıştır ve helal olan dostlukta budur. İmam Rabbani hazretleri kafirlerle görüşmenin helal ve haram olan çeşidini bilmeyecek birimidir. Elbette bu cahillik?yüzbindefa haşa- İmam-ı Rabbani hazretlerinin değil Kuranı siyak ve sibak bütünlüğü içinde değerlendirmeyen Diyalog karşıtı kardeşlerimizin cahilliğidir !

    Hocaefendinin Papaya YAzdığı Mektuptada Belirttiği Gibi "Bizim Amacımızda Yanlış Tanıtılan İslamı Anlatmak Ve İslamı Tebliğ etmektir".

    Kur?anın bu hükmüde,yine siyak ve sibak bütünlüğünde ele alınmadığında,yanlış anlam çıkarmalarda adetten olmakta ve sanki Kur?anı Kerim bütün Yahudi ve Hırsitiyanları dost edinmeyin şeklinde algılayanlar olabilmektedir.

    Merhum Elmalı Hamdi Yazır bu Ayeti Kerime için bakın Tefsirinde ne diyor:

    ?Yahudi ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlara velî olmayınız değil,onları velî tutmayınız,itimat edip de yâr tanımayınız,yardaklık etmeyiniz. Velâyetlerine,hükümlerine yardımlarına müracaat etmek,mühim işlerin başına getirmek şöyle dursun,onlara gerçek bir dost gibi tam bir samimiyetle itimat edip de kendinizi kaptırmayınız. Özetle onları dost olur sanıp da yakın dostlarınız gibi sıkı fıkı beraberliklere dalmayınız,tuzaklarına düşmeyiniz,isteklerine iştirak etmeyiniz. Görülüyor ki ?Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız? buyurulmamış,?Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz? buyurulmuştur. Çünkü ?Allah sizi,din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten,onlara adaletli davranmaktan men etmez.? (Mümtehine,60/8 ) buyurulmuştur. Şu halde müminler yahudi ve hıristiyanlara iyilik etmekten,dostluk yapmaktan,onlara âmir olmaktan yasaklanmış ve men edilmiş değil,onları dost edinmekten,yardaklık etmekten yasaklanmışlardır.?

    Yani özetle:

    Görülüyor ki ?Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız? buyurulmamış,?Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz? buyurulmuştur.

    ?Dost edinmek? ile ?Tebliğ niyetli dost olmak? arasındaki Farka VURGU yapıyor,

    1-) Haram olan ?Dost edinmek?:Onlara her türlü sırrınızı paylaşmak,sıkı-fıkı bir ilişki içinde olmak,onlardan gelen her habere hemen itimat etmek ve onlara yardaklık etmek yasaklanırken,

    2-) Helal olan ?Dost olmak?:İslamı temsil ve tebliğ noktasında Diyalog kurmak,onlara adaletle hükmetmek,iyilik yapmak olarak sıralayabiliriz.

    Şayet,bu hususu böyle anlamamış olursak,bazı Ayeti Kerimler arasında -haşa- çelişki meydana gelmiş olurki,bu ise Kur?ana değil,Diyalog karşıtı kardeşlerimize münhasır bir vasıftır:

    Maide 5:?. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi,????ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar,zina etmeksizin,gizli dost tutmaksızın,namuslu bir şekilde mehirlerini ödediğiniz takdirde,size helâldir.?

    Yani,Ayeti Kerime ile,EHL-İ KİTAB tan kız almak ve onların yediğinden yemek yemek Helaldir. Şimdi şayet (Maide:51) de geçen Dost edinmeyi,Elmalı ve diğer tefsirciler gibi anlamaz ve HER KAFİRİ DÜŞMAN addedersek,o zaman Kuran-ı Kerim hem Kafir Ehl-i Kitabın kızını bir eş olarak almaya ruhsat verirken,hemde Düşman olmayı öğütlemiş olurki,o zaman -haşa-Kuranı çeliştirmiş oluruz.

    Doğrusu tabiki Elmalı Hamdi Yazır?ın merhumun dediği gibidir.


    Konuya bir de Bediüzzaman Hazretlerinin bu Ayeti Kerimenin Tefsiri ile devam edelim:

    Bediüzzaman Hazretleri,Kur?anda men edilen ?Yahudi ve hristiyanlarla dost olmayın (Maide,5/51) Ayeti Kerimesinin tefsirinde,?Delil,katiü?l-metin olduğu gibi katiü?d-delalet olmak gerektir,? diyerek,yahudiler ve hıristiyanlarla diyalog ve dostluk kurmanın yasak olduğuna dair delilin Kur?an?ın ayetleri gibi sağlam bir metne dayandırılmasına rağmen,kastedilen anlamın kesin olmadığını belirterek,Yahudi ve Hristiyanlarla dost olmaya men değil,tahrif olan yahudilik dini ile yine tahrif olan hristiyanlık dinine dost olmaya nehy olduğunu belirtmektedir. Şayet bu Ayeti Kerimeyi böyle bir anlam verilmemiş olunursa,yine Bediüzzamanın ?Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!? ifadesinde dediği üzere,Ehl-i Kitab hanımları ile evlenmeye ruhsatı belirten (Maide .5/5 ) Ayeti ile çelişeceğine vurgu yapmaktadır. Çünkü,hem dost edinmeyin hemde Hanımları ile evlenmenizde bir sakınca olmaz anlayışı,Kur?anın siyak ve sibak bütünlüğünü zedelemektedir. Tefsirin devamında,Asr-ı Sadet döneminde,İslamın yeni nuzülü ile meydana gelen yeni bir Manevi inkılabat olduğundan,Sahabeyi Kiram bütün kıstaslarını bu noktadan yapmaktalardı,ve bu Din noktasında muhabbet veya düşmanlık beslerlerdi . Buna istinaden,Asrı Saadet döneminde gayri müslimlere muhabbette bir nifak endişesi vardı . Ancak,günümüzde yaşanana inkılabat manevi değil bir nevi medeni ve dünyevi bir inkılabat olduğundan,kıstas olarak medeniyeti nazara almak esastır. Zaten,gayri müslimlerin çoğu da dinlerine bağlı olmadıklarından,onlarla dost olmak,hem medeniyet ve gelişmişlikleri noktasına hemde Dünyevi Barış ve Huzurun temini içindir. Bundan dolayı,Kur?andaki nehiy bunun kesinlikle kapsamamaktadır ! (Münazarat,Sayfa 71)

    Ayrıca diyebilirizki,Hıristiyan ve Yahudilerle Dost olmayı nehy,tümü ile dost olmayı nehy şeklinde algılayanlar,Kur?anın şu Ayetlerini görmemezlikten geldiklerine üzülerek şahit olmaktayız:

    Allah,sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz.? (Mümtehine,8,)

    ?Zulmedenleri hariç,ehl-i kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin:?Biz,hem bize indirilen kitaba,hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah?ımız da sizin İlah?ınız da bir ve aynı İlah?tır ve biz O?na gönülden teslim olduk.? (Ankebut,46)

    De ki:?Ey ehl-i kitap,sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye gelin:Allah?tan başkasına ibadet etmeyelim ve O?na hiçbir şeyi ortak koşmayalım;Allah?ı bırakıp da,kimimiz kimimizi rabler de edinmesin.? (Âl-i İmrân,64)







    İDDİA: İslâm dinîne saldıran,bir mevki?,makam sahibi ise ve bir Müslüman?ın bu kimseye bir işi düşerse ve bu işi muhakkak onun yapması icap ederse,abdesthaneye gider gibi,işi bitirinceye kadar yanına gidilir. Fakat yine o alçağa kıymet verecek bir şey söylenmez ve böyle bir hareket yapılmaz(163. mektup / Mektubat-ı Rabbani) Allahü teâlânın dinîne saldıranlar ile arkadaşlık etmek,onlarla görüşmek,insanı Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine ?aleyhissalâtü vesselâm? düşman olmağa kadar sürükler.



    CEVAP: İslam düşmanlarıyla diyalog yapılmıyor...

    Günümüz dünyasında müslümanlara zulmeden ve kardeşlerimizi mağdur eden Evangelist Hıristiyanlar (ABD) ile Siyonist Yahudiler (İsrail) dir.

    Halbuki,Diyalog toplantılarında,ne Evangelsitler nede Siyonistler yoktur,olamazlar. Onlar bu toplantılara girmek istediklerinde karşılarına ilk önce bu zulümlerden vazgeçmeleri isteneceği için katılamamaktadırlar. Diyalog Dünya Barışına katkı sağlama sloganı ile ortaya çıktığı için,onlar barış istememektedirler.

    Dolaysıyla,nasıl ki,Şii veya Vehhabi müslümanlığına bakıp İslamın tümü hakkında yorum yapmak yanlış ise,evangelist hıristiyanlara bakıp tüm hıristiyanları aynı kefeye koymak veya siyonist Yahudilere bakıp tüm yahudileri siyonist addetmek aynı yanlışın bir tezahürü olacaktır.

    İçlerinden zulmedenler hariç,Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin:?Biz,bize indirilene de,size indirilene de inandık. Bizim ilahımız ve sizin ilahınız birdir (aynı ilahtır). Biz sadece ona teslim olmuş kimseleriz.? (Ankebut Suresi,29/46)

    Bu açıdan,bugün olduğu gibi Doğru kişilerle yapılan Diyalog çalışmaları Dünya Barışını tesisi adına en etkili bir yöntem olarak karşımızda durmaktadır ve inanıyoruzki inşallah önümüzdeki birkaç sene içinde,başta Filistin olma üzere Ümmet-i Muhammedin mazlumiyeti ve mağduriyeti sonuçlanacaktır. Diğer alternatif yaklaşımların,bu mazlumiyeti gideremediği ortadadır. Bu zaviyeden,tek çözüm Ehl-i Kitabın ehl-i vicdan ve insaf Sahiblerini insanlık adına Dünya Barışı adına Diyalog yapıp,bunu müsbet bir baskı unsuru olarak değerlendirmektir.

    Bir hususa daha değinemden geçemiyeceğim:Diyalog yapanlara karşı yukarıdaki soruya ilave olarak:" Filistinde,Irakta müslüman hanımların ırzlarını iğfal edenlerle nasıl Diyalog yapılır ?" şeklinde eksik bilgilenme sonucu yapılan ithamlara üzülüyor ve şunu demek geliyor içimizden:" Siz bu yaklaşımınızda samimi iseniz,neden hala oradaki mazlum kardeşlerimizin yanına gidip savaşmıyorsunuz ? Neden -bağışlayın - bu işin lafazanlığı yerine gereğini yerine getirmiyorsunuz o zaman ?

    Evet,Diyaloğu doğru muhatablarla yapılmasını emreden Kur'an-ı Kerim olduğu göz önünde bulundurlmalı ve Ülkemizin Dünya muvazenesinde hak ettiği yeri alıncaya kadar,Kavl-i Leyyineyi elden bırakmamalaıyız...







    İDDİA: Hâlbuki kâfirlerle,münafıklarla görüşerek,konuşarak onun Müslümanlığı,imanı saf ve temiz kalmaz. Hatta büsbütün gider de,farkında bile olmaz.(163. mektup / Mektubat-ı Rabbani)

    CEVAP: Müslümanlara zulmetmeyen Kitap ehli Hristiyan ve Yahudilerle görüşmenin dinimizde bir sakıncası mı var ki??? İmam-ı Rabbani hazretlerinin Ehl-i Kitap kafirleri,Kitapsız kafirleri ve münafıkları birbirinden ayırmayı bilemeyeceğini mi zannediyorsunuz?

    Siz din müntesipleri ile diyalog yapma konusunda endişeleriniz olabilir. Hatta ben islamı yeterince bilmiyor ve doğru şekilde temsil edemiyorken histiyanlarla görüşürsem beni de hristiyan yaparlar diye düşünebilirsiniz. Bunun sebebi kendi değerlerinize güvenmiyor olmanızdan kaynaklanıyor. Asıl bunu dillendirmeniz doğru değil. Eğer güzel meyveleriniz varsa bunları pazarda,panayırda sergilemekten gurur duyarsınız. Güzel eserleriniz varsa bunları müzelerde,sergilerde göstermek gerekir. Manevi değerlerimiz sahip olduğumuz en değerli şeydir. Bunu herkese tanımalı,bilmeli... Yetiştirğimiz bu meyveleri zehirli sananlara baldan tatlı ve şifalı olduklarını anlatmalıyız. Bunun neresi yanlış. Bu güzel değerlerimiz ne kadar çok kişi tarafından tanınırsa o kadar yücelir. Bu meyvelerimize sahip olmayanlarda bu güzelliklerin farkına varırsa onlarda bu güzel meyvelerden yetiştirmek onlara sahip olmak ister. Şimdiye kadar bu meyvelere sahip olmak isteyen on binlerce hristiyan musevi,yüzlerce din adamı gördük. Diyaloğun meyvelerinden yiyipte iman edenler arttıkça diyalog karşıtlarının telaşıda artmaya başladı. Neden acaba?

    Kendi dini bilgilerinin yetersizliğini sebep gösterip,beni hristiyan yaparlar diye korkanlar,kendi dininin islamın tek hak din olduğuna inancı tam olmadığı için herkesi kendi gibi sanıp diyalog karşıtlığı yapanlar. Kendi değerlerine güvenmeyenler,çarşı pazarda sunacak güzel meyveleri,hayran olunacak kültürel ve ahlaki değeleri olmayanlar ehl-i kitapla görüşmesin.. Hrstiyanlara islamın güzelliklerini göstermek yerine kendi iç çirkinlerini sergileyip islama sıcak bakanları daha çok islamdan soğutacak olanlar uzak dursunlar diyalogtan,islama zarar vermesinler. Bize de iftiralarla engel olup islamın dünyaya inkişafına mani olmasınlar.

    Her şeyden önce Peygamberimiz (sav) Hristiyan ve Yahudilerle hem görüşmüş ve hem de ticaret yapmıştır. Hatta hicret ederken bir Hristiyana borçlu olarak hicret etmiş ve ücretini vermek üzere Hazreti Ali'ye parasını vermiştir.

    Bu gün İstanbul'da yüzlerce kilise vardır. Azımsanmayacak kadar Hristiyan ve Yahudi vardır. Bunların hepsi tarih boyunca Osmanlılar ile birlikte yaşamışlardır. Şimdi de bizimle yaşamaktadırlar. Aldığımız malların çoğu onlara aittir. Demek ki bir sakınca yoktur.

    Kaldı ki onlarla görüşmeden,konuşmadan dinimizi nasıl anlatacağız. Onların Müslüman olma hakları yok mudur? İslam onlara haram mıdır? İletişim kurmadan din nasıl anlatılacaktır? Onları Allah yaratmamış mıdır? Efendimiz (sav),Yahudilerin geçen cenazelerine bile ayağa kalkardı. Maalesef bu konuda hoşgörü,dünya barışı,kardeşlik ve diyalog gibi kavramlara savaş ilan eden kardeşlerimiz İmam-ı Rabbani hazretlerini kendi Kuran-ı Kerim in siyak ve sibak bütünlüğüyle çelişen düşüncelerine alet ediyor ve İmam-ı Rabbani hazretlerinin sözlerini deccalane cerbezelerle çarpıtarak ona iftira atıyorlar.

    Kuran?da bütün Müslümanlara öğütlenen davranış şekli,Kitap Ehli?ne sevgi,saygı şefkat ve merhamet ile yaklaşmak,onları koruyup kollamak,onların ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamak şeklindedir.

    Kitap Ehli?nin hükmü Kuran?da açıkça belirtilmiştir,bu hüküm Peygamberimiz (sav)?in fiili sünnetiyle de çok açıktır. İslamiyet yalnızca Müslümanların rahatlığı ve huzuru üzerine kurulu değildir. Kuran,Kitap Ehli?nin de var olduğunu belirtmektedir. Ali İmran 11. ayette "Ehl-i kitabın hepsi bir değildir" demektedir. Kuran?a göre Kitap Ehli da rahat edecek,huzur içinde yaşayacak ve Müslümanlar tarafından korunacaklardır. Kitap Ehli ile kardeşçe yaşamak,onlarla görüşmek,konuşmak,sohbet etmek bir güzelliktir. Kuran?a göre Kitap Ehli ile evlenilebilir,onların yemeklerinden yenilir,onlarla ticari ilişkiler içinde olunabilir,sosyal bağlantılar kurulabilir. Kitap Ehli?ne şefkat ve sevgi,İslam dininin bir gereğidir,Müslümanlar için bir ibadettir. Allah ayetinde şöyle belirtir:

    Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal,sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü?minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da,namuslu,fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa,elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır. (Maide Suresi,5)

    Kitap Ehli?ne sevgi ve şefkat gösterilmesi ile ilgili Kuran ayetlerini buradan okuyabilirsiniz.

    Peygamber Efendimiz (sav)?in Kitap Ehli ile ilgili bazı hadisleri şöyledir:

    ?Bir zimmiyi (Kitap Ehli?nden sorumluluk altına alınan kişiler) haksız yere öldüren cennetin kokusunu duyamaz. Halbuki onun kokusunu kırk yıllık yoldan duyabilir.? (Buhari,Cizye,5)

    ?Her kim zımmiye zulmeder veya taşımaktan aciz olduğu yükü yüklerse,o kimsenin hasmıyım.?

    ?Kim bir muahime zulmeder veya gücünün üstünde bir iş yükler ya da zorla ondan bir şey alırsa kıyamet günü ben onun hasmıyım.? (Ebu Davud,Harac,31-33)

    ?Kim bir zimmiye eziyet ederse ben onun davacısıyım. Ben kime (bu dünyada) davacı olursam,kıyamet gününde de davacı olurum.? (Acluni,Keşfu?l-Hafa? II,218)

    ?Sakının! Kim,böyle insanlara (yani kendileriyle anlaşma yapılmış olanlara) zalim ve sert olursa,onların haklarını kısarsa veya tahammül edebileceğinden fazlasını yüklerse veya hür iradeleri dışında onlardan bir şey alırsa,hüküm günü onlardan ben davacı olacağım.? (Ebu Davut,Cihat;(İslamda Devlet Nizamı,Ebu-l A?la-El Mevdudi,Hilal Yayınları,1967,s. 71)

    Hz. Ömer zamanında fethedilen ülkelerin hiçbirinde,tek bir ibadet yerine bile,hiçbir zaman saygıda kusur edilmemiştir. Ebu Yusuf yazıyor:?Bütün ibadet yerleri olduğu gibi bırakıldı. Ne onlar yerle bir edildi,ne de mağluplar eşya ve mallarından yoksun bırakıldı.? (Ebu Yusuf,Kitab-ül Haraç;İslamda Devlet Nizamı,Ebu-l A?la-El Mevdudi,Hilal Yayınları,1967,s. 74)

    Hz. Ali:?Her kim ki bizim zımmimizdir,onun kanı bizimki kadar kutsaldır,malları bizim mallarımız kadar tecavüzden masundur? dedi. Başka bir kaynakta,Hz. Ali?nin şöyle dediği naklediliyor:?Zımmi durumunu açıkça kabul edenlerin malları ve hayatları bizimki (yani Müslümanlarınki) gibi kutsaldır.? (İslamda Devlet Nizamı,Ebu-l A?la-El Mevdudi,Hilal Yayınları,1967,s. 76)

    Hz. Peygamber (s.a.v.),Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka?b ve dindaşlarına yazdırdığı anlaşma metninde:?Şarkta ve Grapta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri,kiliseleri,canları,ırzları ve malları Allah?ın,Peygamber?in ve tüm müminlerin himayesindedir. Nasraniyet dini üzere yaşayanlardan hiç kimse kerhen İslam?a icbar edilmeyecektir. Hıristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar? maddelerini yazdırdıktan sonra:?Ehl-i Kitap ile ancak en güzel yöntemlerle mücadele edin? (Ankebut,29/46) ayetini okudu.? (İbn Hişam,Ebu Muhammed Abdulmelik,(v.218/834),es-Siretü?n-Nebeviyye,Daru?t-Turasi?l-Arabiyye,Beyrut,1396/1971,IV/241-242;Hamidullah,el-Vesaik,s.154-155,No.96-97;Doğu Batı kaynaklarında birlikte yaşama,s.95)

    Çakır Cuma, 17 Şubat 2012 00:54 Yorum Bağlantısı
  • neyzen

    Bakın Nakşilik yolunun ikinci piri kabul edilen İmam Rabbanî diyaloga nasıl yaklaşıyor 163. mektupta!
    “Allah’u Tealâ’nın dînine saldıranlar ile arkadaşlık etmek, onlarla görüşmek, insanı Allahü Teâlâ’ya ve O’nun Peygamberin’e (a.s) düşman olmaya kadar sürükler. Bir kimse, kendini Müslüman sanır, Kelimei tevhîdi okur, inanıyorum der ve Müslüman olduğunu söyler. Hâlbuki kâfirlerle, münâfıklarla görüşerek, konuşarak onun Müslümanlığı, îmânı saf ve temiz kalmaz. Hattâ, büsbütün gider de, farkında bile olmaz. Allahü teâlâ, hepimizi, nefislerimizin kötülüğünden ve amellerimizin bozuk olmasından korusun!
    Böyle kâfirlerle meşveret etmek, işleri onlara danışıp onların sözü ile hareket etmek, bu din düşmânlarına kıymet vermek olur. Hem de, onları çok yükseltmek olur. Onlardan yardım, şifâ beklemek ve hele onlar vâsıtası ile duâ ve ibâdet etmek boşuna uğraşmaktır. Mümin sûresinin 50 ayeti kerimesinde ve Rad sûresinin 14. ayeti kerimseinde meâlen, (Kâfirlerin duâları ancak dalalettir) buyuruldu. Yanî, İslâm düşmânlarının duâları kabûl olmaz, hiç fâide vermez. Kâfirler, papazlar vâsıtası ile yapılan duâları Allahü teâlâ hiçbir zamân kabûl etmez. Böyle duâların Müslümanlara fâidesi olmaz. Yalnız bu sûretle o dinsizlere bir kıymet verilmiş olur. Onlar, duâ ederken, putlarını, Allah’ın düşmânlarını araya korlar. Onlardan düâ beklemenin kötülüğünün çirkinliğinin nereye kadar uzandığını, Müslümanlığın temelinden yıkılıp, kokusunun bile kalmayacağını buradan anlamalıdır.”
    Evet böyle diyor kaç asır önce İmam Rabbanî.
    İmam Rabbanî o gün kıskanacak kimse bulamadığı için böyle dedi, ama siz kıskanıyorsunuz da böyle diyorsunuz şeklinde çok bilimsel bir yaklaşımda bulanacak olursa diyecek bir şeyimiz yok.
    İmam Rabbanî’nin Burhanettin Tabbanî ile bir akrabalık bağının olmadığını, varsa da benim bilmediğimi peşinen belirteyim.
    İmam Rabbanî kafirden dua talebinin butlanına/batıl olduğuna dikkat çekiyor.
    İftarda papazlara dua yaptırmak ve “ortak inanışımız Allah olsun” deyip de Hz. Muhammed’i (as) dışlama gayretlerine şahit olsaydı ne dedi İmam Rabbanî?
    Ya da diğer haramların diyalog ile nasıl “meşru hale getirildiğini” görseydi nasıl bir mektup yazardı imam?
    Onu da kıyas yoluyla anlayalım.
    Dedim ya, İmam Rabbanî’nin bu ifadeleri olayları amuda kalkarak tahlil etmeye çalışanlara çok güzel bir cevap olması açısından önem taşıyor.
    Yapılanların Kur’an ve hadis ölçüsünde batıl olduğu mümin olan için başka şeye ihtiyaç duyulmayacak kadar ayan beyandır.

    neyzen Çarşamba, 15 Şubat 2012 18:49 Yorum Bağlantısı
  • neyzen

    Bakın Nakşilik yolunun ikinci piri kabul edilen İmam Rabbanî diyaloga nasıl yaklaşıyor 163. mektupta!
    “Allah’u Tealâ’nın dînine saldıranlar ile arkadaşlık etmek, onlarla görüşmek, insanı Allahü Teâlâ’ya ve O’nun Peygamberin’e (a.s) düşman olmaya kadar sürükler. Bir kimse, kendini Müslüman sanır, Kelimei tevhîdi okur, inanıyorum der ve Müslüman olduğunu söyler. Hâlbuki kâfirlerle, münâfıklarla görüşerek, konuşarak onun Müslümanlığı, îmânı saf ve temiz kalmaz. Hattâ, büsbütün gider de, farkında bile olmaz. Allahü teâlâ, hepimizi, nefislerimizin kötülüğünden ve amellerimizin bozuk olmasından korusun!
    Böyle kâfirlerle meşveret etmek, işleri onlara danışıp onların sözü ile hareket etmek, bu din düşmânlarına kıymet vermek olur. Hem de, onları çok yükseltmek olur. Onlardan yardım, şifâ beklemek ve hele onlar vâsıtası ile duâ ve ibâdet etmek boşuna uğraşmaktır. Mümin sûresinin 50 ayeti kerimesinde ve Rad sûresinin 14. ayeti kerimseinde meâlen, (Kâfirlerin duâları ancak dalalettir) buyuruldu. Yanî, İslâm düşmânlarının duâları kabûl olmaz, hiç fâide vermez. Kâfirler, papazlar vâsıtası ile yapılan duâları Allahü teâlâ hiçbir zamân kabûl etmez. Böyle duâların Müslümanlara fâidesi olmaz. Yalnız bu sûretle o dinsizlere bir kıymet verilmiş olur. Onlar, duâ ederken, putlarını, Allah’ın düşmânlarını araya korlar. Onlardan düâ beklemenin kötülüğünün çirkinliğinin nereye kadar uzandığını, Müslümanlığın temelinden yıkılıp, kokusunun bile kalmayacağını buradan anlamalıdır.”
    Evet böyle diyor kaç asır önce İmam Rabbanî.
    İmam Rabbanî o gün kıskanacak kimse bulamadığı için böyle dedi, ama siz kıskanıyorsunuz da böyle diyorsunuz şeklinde çok bilimsel bir yaklaşımda bulanacak olursa diyecek bir şeyimiz yok.
    İmam Rabbanî’nin Burhanettin Tabbanî ile bir akrabalık bağının olmadığını, varsa da benim bilmediğimi peşinen belirteyim.
    İmam Rabbanî kafirden dua talebinin butlanına/batıl olduğuna dikkat çekiyor.
    İftarda papazlara dua yaptırmak ve “ortak inanışımız Allah olsun” deyip de Hz. Muhammed’i (as) dışlama gayretlerine şahit olsaydı ne dedi İmam Rabbanî?
    Ya da diğer haramların diyalog ile nasıl “meşru hale getirildiğini” görseydi nasıl bir mektup yazardı imam?
    Onu da kıyas yoluyla anlayalım.
    Dedim ya, İmam Rabbanî’nin bu ifadeleri olayları amuda kalkarak tahlil etmeye çalışanlara çok güzel bir cevap olması açısından önem taşıyor.
    Yapılanların Kur’an ve hadis ölçüsünde batıl olduğu mümin olan için başka şeye ihtiyaç duyulmayacak kadar ayan beyandır.

    neyzen Çarşamba, 15 Şubat 2012 18:49 Yorum Bağlantısı
  • Erkam

    Seviyesizlikle bir yere varılmaz. Bu konuda sizinle tartışma bitmiştir.
    Ve evet hak var ve ahirette sorulacak.
    Aleyküm Selam

    Erkam Cuma, 06 Ocak 2012 22:59 Yorum Bağlantısı
  • R.KELES

    Evvela; ben "kardeşlik edebiyatını" kardeş olana yapıyorum zaten, siz müsterih olun, küllahınızda..

    Saniyen; medyada haber yapsak ki biri şu hizmet vesilesi ile müslüman olmuş, sizin "ya evet bu cemaat doğru yoldadır, Allah yollarını açık etsin" diyeceğinizi zannetmiyorum.. o konuda da biz müsterihiz, siz emin olun..

    Salisen; size ait herhangi bir hak taşıdığımı düşünmüyorum, bu konuda da kanaati vicdaniyem gayet rahat, fakat benden yana bir hakk konusu mevcut ise şayet benden yana her daim helal olunduğunun bilinmesini isterim..

    Rabian; düşündüğünüz gibi "üst tarafdakiler" den değil, bilakis altlarında en altından biri olduğumu hatırlatmak isterim..

    Vesselam

    R.KELES Cuma, 06 Ocak 2012 01:46 Yorum Bağlantısı
  • Erkam

    R.KELES kardeşim.
    Birincisi: Eğer bahsettiğiniz olay varsa, onun haber olmasını beklerdik. İnsanlara vahyin götürülmesi, taşınması Allah'ın emridir zaten. Bu anlamda desteklenmesi gerekir. Fakat adamlara evet siz de cennete gideceksiniz vs dediğiniz zaman derim ki, bunlar müslümanların itikadını bozuyor. Yanlış anlama diyorsanız, suçlusu siz değil misiniz?
    İkincisi: Bence siz kardeşlik edebiyatını geçin. Kardeş olmak demek karşıdakine su-i zan beslemek, onu provokatör vs ilan etmek, niyetini sorgulamak falan değildir. Kardeşlik konusunda size külahımı sunuyorum. Ona anlatın. Çünkü ben lafla kardeşlik olacağına inanmıyorum. Kaldı ki cemaatinizin de mavi marmara, hamas, ahmed yasin gibi konulardaki görüşleri zaten sizinle kardeş olmamıza engel olşturuyor. Biz bunun önüne geçmeye çalışıyoruz. Fakat bu konuyu her açtığımda sizin gibiler provokatörlük ile suçluyorlar. Açıkçası sizden nefret etmeye başladıktan sonra bu siteye ulaştım ve belki üst taraftakiler farklıdır diye düşündüm. Ama yanılmışım. Allah ıslah eder inşallah önce bizi, sonra sizi. Ama diyorum. Ben size hakkımı helal etmem. Müslümanlara bakışı bu şekilde ön yargılı ve kindar olan kimseye de etmeyi asla düşünmem. Önce kardeş olduğumuza inanın. Bizim kollarımız tüm müslümanlara açıktır inşallah. Hep de öyle kalmasını umarız.

    Erkam Çarşamba, 04 Ocak 2012 21:56 Yorum Bağlantısı
  • Erkam

    "...bir insan islama oturum tartışma ortamı ile girrmez..bilakis tüm tarih boyunca görülmüştürki, insanları müslüman yapan sözler,konuşmalar değil temsildir...
    ...sadece bizimle konuşup içimizde yaşamayan insanlar yüzündenmi, yoksa gönüllerimize giren insanlar sayesindemi..."

    "...islam daveti, kendini iyi yetiştirmiş, dinini iyi bilen ve sağlam yaşayan, diğer dinlerdeki insanlar arasına nüfüz edip, onlar arasında güven salıp ve onlarca bu insan 'emin muhammedi' dir şeklinde gösterilen müslümanlar sayesinde olur kanaatindeyim.
    elbetteki kendini yetiştirmemiş, görenek müslümanlığı olan kişilerin böyle bir işe girmesi zaten düşünülemez..."
    Kardeşim kusura bakma da bana eleştiri getirmemiş, desteklemişsin. Ha sizdeki şu hastalığı biliyorum. İnsanlarla konuşan kişiler temsil etmiyorlar; koyun gibi oturup, efendi görünüp kendimizi sevdirmeliyiz diyorsunuz. Bu sizin hastalığınızdır. Sizi iyi tanıyorum. Fakat iki karşıt görüş bir araya geldiğinde "edep çerçevesinde" münazara yapabilmelidirler. Yoksa derdini "anlatamamak" da büyük bir problemdir. Hiç bir peygamber, ben sadece susayım, kimseye bir şey anlatmayayım dememiştir. Ya da sizin dediğiniz gibi: "Türk okullarında abilerimiz islamı anatamıyorlar, onların alındlarındaki lailaheillallah yazısını (manevi yazı) görenler müslüman oluyor" hikayesini uygulamamışlar. İnsanlara vahyi taşımışlar. Cahiller onlarla tartışmaya geldiklerinde ise, -ayetin emrettiği gibi- selam deyip geçmişler. Fakat aman tartışmayalım, aman konuşmayalım, kendimizi belli etmeyelim dememişler. Yeri gelmiş, kol kola girip mekke sokaklarında hakkı haykırmışlar. Gazete ve sofra bezi müslümanlığını hak yol diye tutmamışlar (sözüm meclisten dışarı).
    Yani derdini anlatmaktan aciz kimseler islamı temsil edemez, aksine ortama göre islam yaşarlar. Çünkü çoğu kez susmak, kabul etmektir. Ve ayetleri insanlara götüren insanlara da bence hüsnü zan ile yaklaşmanız gerekir. Çünkü edep, bunu gerektirir. Yoksa yaftalamak çok kolaydır. Müşrikler de iyi yaftalarlar. Deli, büyülenmiş, kahin, sapıtmış, cin çarpmış, babayı çocuğa düşüren bir provokatör vesaire demek çok kolay bir iştir. Mesele akrşındakini anlamakla olur. Bu ise, özgüven gerektirir. Bilmem anlatabildim mi.

    Erkam Salı, 03 Ocak 2012 23:59 Yorum Bağlantısı
  • R.KELES

    Erkam karseş, bu tür organizasyonlar, hernekadar bir başka dine mensup insanı sabahtan akşama kadar aç bırakıp akşam iftar sofrasına oturtmak gibi bir organizasyon olsada, dışardan bakıldığında farklı anlamlara gelebiliyor...

    O olayda gerçekten o köprüye sırat köprüsü, o üstünden geçenlere de "ahirette de böyle geçecekler" anlamı yüklenmediğine inanıyorum. Zira müslümanım diyip o köprüden geçemeyecekler varken, kimsenin birilerine geçeceksiniz deme hakkı olmasa gerek.

    O gün anlatılmak istenen "dinimizin emri orucu böyle tutuyoruz" u göstermek ile "amellerimize göre sırattan geçmek" te böyle olacak gibi bir şey.. yoksa sırata dahi inanmayanların sırat köprüsü üzerinden geçmesinin ne anlamı olabilir ki?
    Tıpkı oruca inanmayanların akşam iftar açması gibi?

    Bizimkiler bu konuda biraz aceleci gibi davranıyorlar, haklısınız yanlış anlamada.. Benim dahi içimden "yavaş olun lan biraz.." dediğim oluyor.. :)
    Allah'tan ingilterede ki kiliselerde meryem suresini okudukları, papazların gözleri fal taşı gibi açık, pür dikkat dinledikleri haber olmadı.. :) yoksa vay halimizeydi.. :)

    Anlamışsınızdır umarım..

    Müslüman kardeş ile diyalogmu olurmuş? biz herşeyden öte "kardeşiz" zaten ki..

    Bu arada ben sizlere değil hristiyan-yahudi, hindular, sihkler, budistler ile dahi diyalog olduğunu ve yapıldığını söyleyip koz vermiştim ama, görmemişsiniz sanırım :)

    R.KELES Cumartesi, 17 Aralık 2011 11:08 Yorum Bağlantısı

Yorum yapın

Lütfen "Yorumu Gönder" butonuna bir defa tıklayın. Yorumunuz yönetici onayı olmaksızın yayınlanacaktır. Yorumunuzu görmek için sayfayı yenileyebilirsiniz.

(*) işareti ile belirtilmiş alanların doldurulması zorunludur.

Gönüllüler Sayfamız

En Son Eklenenler

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar

  • Resul Keleş "Ehl-i Kitapla Amentüde İttifakımız Var" ile ne kasdedilmektedir?
    Yazan Resul Keleş

    Soru: Günümüzde itikad-i kamil noktasında İslam'dan başka bir din yokken "Ehl-i Kitapla Amentüde İttifakımız Var" sözü ile ne ifade edilmeye çalışılmaktadır?

    Bazı çevreler tarafından kasıtlı olarak saptırılan ve bir takım çevreler tarafından ise gerçek manada anlaşılmasında güçlük çekilen bu konuda, evvela bahse mevzu konunun(1) sadece "başlığı" itibari ile değerlendirilmeyip, tüm içeriği ile bir bütün olarak ele alınması, mülahaza edilmesinde fayda olacağı kanaatindeyiz.

    30
  • Dr.Emin Şimşek Hizmet için okul mu, başörtüsü mü?
    Yazan Dr.Emin Şimşek

    Soru : “Okumayı istemek ile okumamak arasında kalan bir insan ne yapmalı . Ülke ve millet adına okumak mı yararlıdır, okumamak mı' Dinin füruata ait bir meselesinde bu denli hassas olmak mı, yoksa tercihini başka istikamette kullanmak mı gerekli' Kişi kanaatı vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalıdır.

    27
  • Ömer Sevinçgül Kitap ehlini dost edinmeyin...
    Yazan Ömer Sevinçgül

    Bir ayet okudum.."ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin. onlar birbirlerinin dostudurlar. sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez." diyor... bizim rum, ermeni, yahudi komşularımız var... birbirimize gider geliriz... ayrıca, benim okulda arkadaşlarım var, kimi yahudi, kimi hristiyan... onlarla dostluk edemeyecek miyim yani..?

    22
  • Prof. Dr. Davut Aydüz Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) Savaşla İlgili Uygulamaları
    Yazan Prof. Dr. Davut Aydüz

    İslâm’da harp, yüce bir dava uğruna, fikir hürriyeti, düşünce hürriyeti adına, insanlığa giden yolları açma uğrunda yapılmıştır.
    Bununla beraber gerektiğinde sulha gitmeyi de ihmal etmemişlerdir. Çünkü sulh esas, harp ise tâlîdir.


    Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), Medine’ye geldiğinde her yönden düşmanla sarılı idi;

    22
  • Prof.Dr.Suat Yıldırım Kur'ân-ı Kerim'e Göre Ehl-i Kitapla Diyalog
    Yazan Prof.Dr.Suat Yıldırım

    Zâtî sıfatlarından biri de Kelâm, yani konuşma olan Allah Tealâ kullarına değer vererek peygamberleri vasıtasıyla onlara hitap etmiştir. O, Kendisinin onlara hitabı ile yetinmeyip yaratıklarının dualarını, dileklerini dinler, onlara cevaplar verir. Böylece, iki tarafın karşılıklı konuşması demek olan diyalogu gerçekleştirir. Kelâm ilmi âlimlerinin ‘et-tenezzülatu'l-ilâhiyye ilâ ukuli'l-beşer’ dedikleri kabilden olan bu konuşmayı gerçekleştirmek için O, insanların lisanlarında bulunan kelimeleri kullanma lütfunda bulunur.

    20

Hakkımızda

Yeri olmadığı halde konuşmayı kendine ilke edinip, erdem insan olma vasfına vakıf olamayanlara; yeri gelmişken susmayarak en güzel bir hasletin örneğini göstermek için gönüllerini adamış,
hakkın rızasını kazanmayı kendilerine ilke edinmiş,
kendi nefslerinin savcısı, hakikatin avukatları olmaya namzet,
karalamalara tahammülleri olmayan,
anti propagandalara cevap vermeyi kendilerine "ulvi bir vazife" sayan gençleriz...

Gönül Bağlarımız